AYNASIZ EV’İN AYNA TUTAN DOLAPLARI

Peron Dokuz Üç Çeyrek

Olcay Mağden Ünal

magdenolcay@gmail.com

Astrid Lindgren ödülü sahibi, İsveç Polisiye Yazarları Akademisi ve İsveç Çocuk Kitapları Akademisi üyesi, psikoloji mezunu, çocuk ve genç yetişkin kitapları yazarı, şarkı sözü yazarı, on parmağında on marifet Mårten Sandén’in Aynasız Ev’i bizlere pek alışık olmadığımız türden bir evin kapılarını açıyor. 

Burası Thomasine’in büyük halası Henrietta’nın kocaman, karanlık ve bomboş odalarla dolu evi. Ne yazık ki kadın çok yaşlı ve ölüm döşeğinde. Thomasine’in babası Thomas bu yüzden neredeyse tüm zamanını halasının odasında, onun yanı başında geçiriyor. Neyse ki artık Thomasine’in halası Kajsa ve kızı Wilma; amcası Daniel, çocukları Erland ve Signe de orada; bu, en azından saklambaç oynamaya yetecek kadar çocuk demek. Ne de olsa eskiden hayat dolu bir yazarken şimdi içine kapanık biri hâline gelmiş Thomas ile eğlenceli bir şeyler yapmak pek de mümkün değil, oysa eskiden ne kadar da mutlu bir aileydiler. İşte böylece, kuzenlerin gelişiyle birlikte bu köhne evdeki hayat biraz olsun eğlenceli hâle gelir. Henrietta, Kajsa hala ve Daniel amcanın pek umurunda gözükmese ve tek ilgilendikleri o öldükten sonra bu evin kaç para edeceği olsa da. 

Bir gün, yine bir saklambaç sırasında, en ufakları olan beş yaşındaki Signe evin içinde çok tuhaf bir yer bulur. Burası odanın birindeki bir gardıroptur aslında, ama evin tüm kayıp aynaları bu gardırobun içindedir. Üstelik buradan geçince çıkılan yer artık geride bırakılan oda değil, o odanın yansıması olan başka bir oda, başka bir yer, başka bir zamandır. Signe burada, yaşıtı Hetty ile arkadaş olur. Sevimli, tatlı Hetty. Thomasine’in daha sonra söyleyeceği gibi, “yumuşacık bir ses tonuna sahip, insanın içini büsbütün sıcacık yapan” Hetty. Signe aynalı gardıroptan geri döndüğünde bambaşka biri olur; sesi soluğu çıkmayan, kendi hâlinde kızın yerine, kıpır kıpır, konuşkan ve keyifli bir çocuk gelir. Geri dönen Signe, yeni keşfini Thomasine’e de gösterir ve böylece Aynasız Ev’in aynaları ona bu büyülü dünyanın kapılarını açar. 

Ardından sıra Wilma’ya gelir. Annesi Kajsa’nın aksine yemek yemekten çok hoşlanan, ama kendi görüntüsünden hiç de hazzetmeyen Wilma. Büyük kuzeniyle birlikte aynaların arasından geçip Hetty’nin yanına gittiklerinde Thomasine, küçük kızın değiştiğini görür. Hetty artık Signe yaşlarında değildir, büyümüştür. Wilma, Hetty’den onu güzelleştirmesini ister, ancak Hetty ona şöyle cevap verir: “Bunu sadece kendin yapabilirsin.” Thomasine ve Wilma yansıma odadan geri döndüklerinde Wilma değişmiştir, çok daha güzel gözüküyordur, çünkü gözlerine kendine güven yerleşmiştir. Görünen o ki, Hetty onlara, içlerinde asıl mevcut olan benliklerini bulmaları için yardım ediyordur. 

Derken diğer kuzen Erland kaybolur; evin yaramaz çocuğu, hatta haylazlığını kimi zaman kötücüllüğe vardıran, insanları sessiz ve sinsice izleyen Erland. Thomasine ve diğerlerini takip edip gardırobun durduğu odayı ve aynaları keşfeden Erland, diğerleri gibi öte tarafa geçer; ancak onu bekleyenler, insanın her gece rüyasında görmek isteyeceği türden şeyler değildir. Hetty’nin evi, bu kez hiç olmadığı kadar ürkütücüdür, Erland ağzından dökülemeyen çığlıklarıyla evin bodrumunda karanlığın içinde, köşeye sıkışmış hâldedir. Hetty, Thomasine’e onu bu durumdan kurtarabilecek olan kişinin Erland değil, bir başkası olduğunu söyler. Böylece Thomasine, amcası Daniel’ı oğlunu kurtarması için bu büyülü dünyaya getirir. Erland’ı yalnızlığa iten de onun kalbini bunca karanlıkla dolduran da kendi babasından başkası değildir. Bu kez Henrietta’nın yansıma evinde kendini keşfeden, karısı tarafından terk edilince ruhunu çocuklarına da kapatan bir baba olur. Böylece Erland’ın kendisi de huzur bulur. 

Sonuncu keşif, Thomasine’in babası Thomas’ı ilgilendirecek, Thomas ve Thomasine’in öyküsünü okurla buluşturacaktır. Bu, bir zamanlar çok mutlu olan bir ailenin bir anda mahvolan hayatıyla ilgili. Kişiye kendi içini yansıtan aynalarla ilgili. Çok gizemli olmasa da ben baba ve kız arasındaki meselenin keşfini ve sonrasının keyfini okura bırakmaktan yanayım. 

Aynasız Ev, bir kayıp, bir keşif hikâyesi, bir mücadele, bir büyüme hikâyesi. Her yaştan insanın kendine tuttuğu aynaların hikâyesi. Kitabı okurken Signe’nin Thomasine’e gardırobu anlatıp ona yol gösterişi gibi Mårten Sandén de bana tüm kitap boyunca yol gösterdi sanki. Yanımda durup, fazla müdahale etmeden, olan biteni öylece anlattı; bana bu insanların hayatından bir kesit gösterdi. Müthiş bir anlatıcı, öyle ki kitabın tadı damağımda kaldı. Umarım daha çok eserine erişme imkânımız olur ve yazarın İsveç’e özgü o karanlık, yaratıcı ve kendine has tarzıyla daha sık karşılaşırız. Hatta keşke Henrietta’nın gençlik hikâyesini de kaleme alsa, böylece evdeki aynaların neden kaldırıldığını da öğrenebilirdik belki. 

Swedish Artscouncil’in çeviri desteğiyle yayımlanan kitap, Tuğçe Özdeniz’in titiz editörlüğünde Zeynep Tamer’in duru çevirisi ve Seda Ateş’in tertemiz düzeltisiyle karşımızda. Okuru kendine çeken kapak tasarımı ve Can Çocuk’un özenli baskısıyla çıkan kitap, arka kapağındaki cetvele göre 11 yaş üstü çocuklara uygun görülüyor. Bana kalırsa yine yaşsız kitaplardan, ama bana göre tüm güzel çocuk kitapları aslında belirli bir yaş aralığına sıkıştırılamayacak kadar muhteşem zaten. 

Aktivite önerisi: (Bundan sonra yorumladığım kitaplarla ilgili olarak elimden geldiğince, çocuklarla birlikte yapılabilecek aktivite önerilerinde bulunmaya karar verdim.)

Aynasız Ev ile çocuklarınızla ya da öğrencilerinizle bir hikâye tasarım çalışması yapabilirsiniz, bunu illa yazarak yapmanıza gerek yok, üzerinde konuşabilirsiniz de. Örneğin az önce, keşke yazarın kaleminden öğrenebilme şansımız olsaydı, dediğim konu gibi: Acaba Henrietta’nın gençliği nasıldı? Mümkün olsa, aynalar onu nereye götürürdü? Henrietta o gardıroptan geçseydi kiminle karşılaşırdı? Peki ya evdeki aynalar neden oraya gizlendi?

Satın almak için tıklayınız.


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın