“ÖLÜMSÜZLÜKTEN SÖZ EDERKEN, ÇOCUKLARIMIZDAN SÖZ EDERİZ”

Çantamdaki Kitaplar

Elif Türkölmez

elifturkolmez@gmail.com

“Belli bölgelerde, yaz gündönümü öncesinde ve sonrasında, alacakaranlığın uzadığı ve mavileştiği, sadece birkaç hafta sürecek bir zaman dilimi yaşanır. Bunu ilkin Nisan bitip Mayıs başlarken fark edersiniz; bir mevsim değişikliği olur ama tam olarak ısınma değil, işin aslı ısınmayla hiçbir alakası yoktur, ama işte ansızın yaz yaklaşmış gibidir, o artık yakın bir olasılık, hatta bir vaattir.”

Amerikalı yazar ve gazeteci Joan Didion’un Mavi Geceleri böyle başlıyor. Büyüleyici bir öncü bahar ışığı, umutlu akşamüstü karanlığı tanımıyla.

Fransızlar’ın "l’heure blue" dediği o vakitler...

"Mavi saat" diye doğrudan çevirebiliriz ya da "hüzün zamanı" diye daha doğrudan...

Domingo Yayınevi tarafından, Püren Özgören çevirisiyle yayımlanan kitap, Didion’un evlatlık kızı Quintana’nın ölümünden sonra yazdığı bir iç döküş.

Yazar, evlerine geldiği ilk günden ölümüne dek kızıyla birlikteyken yaptıklarını ve çok çalıştığı için yapamadıklarını, kaçırdığı fırsatları, yiten zamanları, kendisine acınmasını ister bir tondan çok uzakta, soğukkanlılıkla anlatıyor.

Joan Didion ve kızı Quantiana

Harikulade bir dili var kitabın.

Alıp kalbinize koymak isteyeceğiniz cümleleri.

Tıpkı adını aldığı mavi saatler gibi hüzünlü, büyülü, süptil bir hâli...

Quintana’nın günlüklerinin okunduğu bölümlerin beni biraz rahatsız ettiğini söylemeden geçemeyeceğim yalnız. Kızın mahreminin, ölümünden sonra kamuoyuna açılması kalbimi kırdı. Ama biliriz ki zaten bütün anneler çocuklarının günlüklerini okur. Hatta belki de başkalarıyla; babalarla, komşularla, arkadaşlarla, akrabalarla, paylaşır. O yüzden, belki de zaten, kalbim kırıktı.

Çantamdaki kitaplar arasında bu ay, eskiden okuyup sevdiğim ve nedense yeniden okumak istediğim iki kitap vardı. Bu havalar bende harikulade romanlar okuma isteği uyandırdığı ve bildiklere sarılmanın güvenli limanında salınmak kalbe iyi geldiği için belki de.

İlki, Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi.

İkincisiyse İhsan Oktay Anar’ın Suskunlar’ı.

Masumiyet Müzesi, zamansız bir güzellikte.

Suskunlar’ı okurken ise şunu hissettim: Ne kadar çok yazar bu biçimi, üslubu, hatta sözcükleri taklit etti ve taklit nasıl da -her zaman olduğu gibi- sadece aslına yaradı.

Orhan Pamuk da İhsan Oktay Anar da iyi ki Türkçe yazan romancılar.

Mutluluk ve gurur içindeyim onları okurken. 

Türkçe bilmeyen romanseverlere ne kadar hava atsam az.

Son olarak okuduğum kitaplar arasında yeni çıkan kategorisinden bir kitabı ısrarla, hararetle öneririm; zira epey geç kaldığımız bir meselede en yetkin ağızlaran birinden notlar okumak hepimiz için gerekli.

Sevgili Ömer Madra’nın Kıyamet Tacirlerine Karşı Kıyam Et adlı kitabı küresel iklim krizini anlamak ve bunun için yapabileceklerimizi organize etmek için bir başucu kitabı; yaklaşan iklim krizine, yani "kıyamete" karşı örgütlenmenin mümkün olduğunu anlamamız içinse bir kılavuz adeta.

Yeni yılda harika kitaplarla çevrelenmenizi, yeni çıkacak kitapların heyecanıyla dolmanızı, ara sıra dönüp tekrar okunduğunda insana müthiş bir okuma deneyimi yaşatan eski kitapların da kıymetini bilmenizi dilerim.

Ben bu ay en çok İthaki Yayınları’ndan çıkacak J. R. R Tolkien kitabı Hurin’in Çocukları için heyecanlıyım sanırım. Orta Dünya’nın yollarında yeniden yürümek için... 


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın