“ANNEANNE GEZEGENİ”NDE YAŞAM VAR!

Bu görsel boş bir alt niteliğe sahip; dosya adı elifsahin-977x1024.jpg

Elif Şahin Hamidi

Bir zamanlar bir medya ajansında, aynı havayı soluduğum mesai arkadaşlarımın, yazdığı kitaplara tanıklık ediyorum yıllar sonra. Aynı ajansta, aynı masada yan yana ya da karşı karşıya dirsek çürüttük örneğin Yankı Enki, Çiğdem Aldatmaz, Banu Adıyaman, Gülen Çetin Tankut ile. Sonra ofisin diğer bir köşesinde Renan Tan, bir başka köşesinde Melisa Kesmez vardı. Şimdilerde her birinin çeşitli işlerde/projelerde, çeşitli kitaplarda parmağı var, güzel işlere imza atıyorlar. Artık epeyce yaş aldığını insanın suratına vursa da güzel bir tanıklık bu. Benim de Remzi Kitap Gazetesi için yazdığım, söyleşiler yaptığım, doysa konuları hazırladığım yıllardı. Hatta bir süre sonra farkına vardığım üzere Remzi’nin ofisi de bizim ofisin üst katlarında, aynı plazadaydı. Ve Irmak Zileli o sıralar gazetenin editörlüğünü yapıyordu. Onun yazacağı romanlardan da henüz kimsenin -belki kendisinin bile- haberi yoktu. 

Neyse, lafı fazla uzatmayayım: Bu yazıda asıl bahsetmek istediğim, Melisa Kesmez. O yıllarda Kesmez’in, Radikal İki’deki yazılarını okuyordum keyifle. Elbette yine habersizdik onun yazacağı üç öykü ve bir çocuk kitabından. Ben ilk olarak Sait Faik Hikâye Armağanı’nı alan Nohut Oda'yı okudum, ardından 2017 NDS Edebiyat Ödülü’nde Mansiyon ödülüne layık görülen Bazen Bahar'ı ve en son Atları Bağlayın Geceyi Burada Geçireceğiz'i. Yani kitapların yayımlanış sırasına göre sondan başladım okumaya. Derken Anneanne Gezegeni adını taşıyan bir çocuk kitabıyla çıkageldi Kesmez. Ama hani şu, büyük-küçük herkese hitap eden yaşsız kitaplardan…

Kesmez’in anneanne sevgisi, ilgisi ya da anneanneli geçmişiyle ilgili izleri, öykü kitaplarında da sürmüştüm. Örneğin Bazen Bahar'daki “Beyaz Kelebekler” başlığını taşıyan üçüncü öyküde, anneanne oturma odasındaki karşılıklı çekyatlardan birini açıp yatak yapıyor, üzerine de “anlatıcı ses”in en sevdiği nevresimi seriyor. “Yarım Kalan” başlıklı öykünün ilk cümlesinde ise bir neslin çok yakından tanıdığı o ağır ve sıcacık anneanne yorganıyla göz göze geliyoruz, lacivert renkli yorganın koynuna sığınıyoruz hemen. Beri yandan ilk kitap olan Atları Bağlayın Geceyi Burada Geçireceğiz, “Benim anneannem bir melekti yavrum,” cümlesiyle birlikte anneanneye ithaf olunmuş. Bu kitaptaki “Anneannemin Takma Dişleri” isimli öyküde ise anneannesinin mutfağında büyüyen bir çocuk var. Ocakta bir tencerenin fokurdayıp durduğu, kızdırılmış tavada illaki bir şeylerin cızırdadığı, reçelin köpüğünün tam zamanında alındığı, kahvelerin son anda taşmaktan kurtarıldığı, ayıklamakla görevlendirildiği mercimeğin içinde taş bulunca, çocuğun kahraman ilan edildiği mutfak orası. Öykülerin çoğu, Kesmez’in çocukluğun nahif dünyasına sığındığını, o dünyadan beslendiğini fısıldıyor. Ayrıca anneanne ile geçirilen her bir saniyenin Kesmez’in hayatında ayrı bir yeri olduğunu açık ediyor. Belli ki Kesmez’in hayattaki kahramanı, yol göstericisi, el vereni anneannesi. 

Çocukluk günlerine methiye

İşte bugüne dek büyükler için yazan Melisa Kesmez, Anneanne Gezegeni ile hem büyüklere hem küçüklere sesleniyor, herkesi bu esrarengiz gezegeni keşfe davet ediyor. “‘Anneanne evi” denilen o büyülü yerde, anneannesinin yamacında büyüyen ve belki de şimdilerde onu çok özleyen çocuklara” ithaf edilmiş bu kitap, anneanne evine bir güzelleme, anneanne ile geçirilen o tatlı çocukluk günlerine bir methiye adeta. Çocuk dünyamızda anneanne evi, henüz ayak basılmamış, keşfedilmemiş bir gezegen, biz de onu keşfe çıkmış bir astronotuzdur. Üstelik kesinlikle yaşam vardır bu gezegende. Gizemlerle doludur anneanne evi: Keşiflere gebe bir mağara, hazinelerle dolu bir korsan gemisi gibi. Kurcalanacak bir sürü çekmece, didiklenecek bir sürü ıvır zıvır vardır. El konulacak şahane çiçeklerle doludur evin dört bir köşesi. Hele türlü çeşit kavanozun, içi erzakla dolu büyüklü küçüklü sepetlerin, kutuların boy gösterdiği balkon cezbeder insanı. O balkondaki sohbetlere doyum olmaz. Sahiden de anneannelerin yaşadığı ev başka bir gezegenmiş gibi görünür çocuk gözlerimize, adeta büyülüdür. Hatta içindeki çocuğu yitirmeyen yetişkinler için de öyledir. Kitap, biz yetişkinlerin de o günleri hatırlamasını ve yeniden o bakışı kuşanmasını sağlıyor. Elif Deneç’in hikâyenin sıcaklığına denk düşen çizgileri de hop diye o eşsiz gezegene ışınlanmamıza yardımcı oluyor. Kuzgun ve anneannesiyle vakit geçirmek, onlarla birlikte denize girip tuzlu suyu tenimizde hissetmek, evi saran mis gibi kek kokusunu solumak iyi geliyor insana. 

İple çekilen yaz mevsimi

Hikâyenin başkişisi Kuzgun adından küçük bir kız çocuğu. Bu adı ona anneannesi vermiş. Kuzgun doğduğunda, onu ilk kucağına alan anneannesi olmuş. Bu ilk karşılaşma büyük bir sevginin, sağlam bir bağın başlangıcı olmuş. Yaz mevsimini hep iple çekmiş Kuzgun. Çünkü yazın gelişi ve okulların tatil olması, anneanne gezegenine gitmek demek Kuzgun için. Yani anneannesinin o küçük sahil kasabasındaki evinde, anneannesiyle baş başa geçireceği eğlenceli ve eşsiz günler demek. Ömür boyu unutamayacağı çocukluk anıları biriktirmek demek. Kuzgun adeta bir rokete binip uçarak geldiği bu küçük sahil kasabasında, anneannesinin evindeki küçük odasında, sanki bambaşka biri olup çıkıyor. Bu ev bir çocuk için mutluluk depolamak, mutlu anılar biriktirmek için birebir. Elbette sorunlar da yaşanmıyor değil. Örneğin boya kalemleri pat diye ortadan kaybolabiliyor. Ama anneanne, elindeki birkaç renkle bile Kuzgun’un ne harikalar yaratabileceğini keşfetmesine yardımcı oluyor. Bir başka vakit, anneannesinin iki renkli enfes keki ve limonata eşliğinde kumsalda piknik yapacakken ansızın yağmur bastırabiliyor. Ama dedesinin eski kayığının altına sığınmak, onu bir şemsiye gibi kullanmak Kuzgun için paha biçilmez bir macera oluyor. Üstelik Kumru adındaki bu kayık annesiyle aynı adı taşıyor. Suya indirseler yüzer mi diye merak ediyor Kuzgun. Derken göğü kucaklayan gökkuşağı, Kuzgun’un neşesine neşe katıyor. Bu arada bitkileri, ağaçları, kuşları, doğayı yakından tanıyor anneanne ve Kuzgun da bu bilgelikten nasibini alıyor.  

Anneanne Gezegeni, herkese o büyülü gezegenin kapısını aralama şansı sunuyor. Aralanan kapıyı hızla iterek mutfağa koşup fokurdayan tencerenin başına geçmek, yemeğin tadına bakmak serbest. Ya da henüz yıkanmış balkonun serin taşlarına yalın ayak basarak sokağın seslerine kulak vermek, güneşin batışını izlemek… Kitabı, anneanne-torun baş başa vererek ya da torunun, başını anneannesinin yumuşak ve tombik göbeğine dayayarak okunmasını özellikle tavsiye ediyorum. Anneannesi hayatta olmayanlar ise annesinin kanatları altına sığınıp o anneanneleri güzel günleri özlemle yad edebilirler. 



?


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın