FISIR FISIR BİR ORMAN

Peron Dokuz Üç Çeyrek

Olcay Mağden Ünal

magdenolcay@gmail.com

Eskiden İstanbul’da çok güzel bir cadde vardı. Adı İstiklal Caddesi’ydi. Bebeklere “Adıyla yaşasın,” denir ya, sanki Beyoğlu’nu boydan boya geçen cadde de adıyla yaşıyordu. Heybetliydi, özgürlüğüne düşkündü. Kasım ayında öyle bir kokardı ki kimse o kokuyu burnundan almaz, ruhuna çekerdi. Üstünde yürümesi ayrı, tramvayla kat etmesi ayrı keyif verirdi. Sanki hiç durmadan kulaktan kulağa oynuyormuş gibi gözüken sıra sıra muzır ağaçlarla kaplıydı. Derken bir gün o ağaçlar kesildi. Bu masalın sonunda gökten hiç elma düşmedi. 

Kesilen ağaçlar bizi (yazının muharriri burada sağduyu sahibi insanlardan söz etmektedir) neden bu kadar çok üzer? Onların dünyanın oksijen kaynağı olduğunu aklı başında herkes bilir. Görüntüleriyle gözleri, hışırtılarıyla kulakları doyurdukları aşikârdır. Gölgelerinde geçirilen beş dakika ömre beş sene katar. Üstelik bunların hepsini de karşılığında üç kuruş beklemeden yaparlar. Ancak kaçımız ağaçların da yavrularının olduğunun, onları keserken aslında kocaman bir aileyi katlettiğimizin farkında? Birbirleriyle konuşabildiklerini bilen var mı? Ya canı acıyan akrabalarına, komşularına derman olmaya çalıştıklarını? Yetişkinler için yazdığı Ağaçların Gizli Yaşamı kitabıyla tanıdığımız Peter Wohlleben’in dediği gibi: “Ağaçların acıyı hissedebildiğini, hafızaları olduğunu ve ebeveyn ağaçların çocuklarıyla birlikte yaşadığını öğrendiğinizde, artık onları sanki sıradan bir işmiş gibi devasa makinelerle kesip hayatlarını altüst edemiyorsunuz.”

Fotoğraf: Casey Horner

Ormancı yazarımızın bu kez çocuklar için kaleme aldığı Ağaçların Nasıl Konuştuğunu Duyuyor Musun? kitabını büyük bir iştahla okudum, çünkü ağaçlar hakkında daha önce hiç bilmediğim birçok şey öğrendim ve Wohlleben ile birlikte “ormanda küçük bir keşif gezisine” çıktım. Daha kapağındaki görselle insanı kendine çekmeyi başaran bu kitap, Tema Vakfı işbirliğiyle Kitap Kurdu Yayınları’ndan, yine Tema Vakfı’nın sunusuyla çıkmış. Birçok sayfada çocuklara ormanda deneyebilecekleri öneriler veriyor, öte yandan bol görsel ve kısa bilgilerle dolu zengin bir içeriğe sahip. 

Yirmi altı yıldır çocuklara ormanda rehberlik eden yazar, benim de doğaya bambaşka bir açıdan bakmamı sağladı. Öncelikle bazı ağaçların çocukları ve torunlarıyla beraber yaşamayı sevdiklerini, böylece ormanda bir sürü büyük ağaç ailesi olduğunu öğrendim. Çocuklar annelerinin eteğinde büyürken hayatı, sorunlarla başa çıkmayı öğreniyorlar, ne kadar tanıdık değil mi? Tıpkı insanlar gibi. Üstelik ağaçlar da bizim gibi konuşabiliyorlar, sadece farklı bir dille. Nasıl mı? Çevrelerine salgıladıkları kokuyla. Böylece diğer ağaçları, örneğin bir tehlikeye karşı uyarabiliyorlar. Üstelik ağaçlar tadabiliyor da. Kabuklarını, yapraklarını ya da dallarını ısıran hayvanları salyalarının tadından tanıyıp kendilerini korumaya alabiliyorlar. Ağaçlar ve ormanlara dair şaşırtıcı başka bir bilgi de, ortada kocaman bir internet ağının olması. Eminim mantarların epey bir çıkarcı olduklarını okuyunca siz de şaşıracaksınız. Küçücük boylarına bakmadan koskoca ağaçlara nasıl da kafa tutuyorlar! Ağaçlar mantarlar sayesinde diğer ağaçlarla iletişim kurabiliyorlar, ancak bunun karşılığında ücret ödemek zorundalar. Evet, insanlar gibi! Ancak tabii ormanda para olmadığından bunu çok değerli başka bir şeyle yapıyorlar: Şekerle. Peki, bazı ağaçların yalnızlığı seçip bunun için tohumlarını rüzgârla çok uzaklara gidebilecek kadar hafifleştirdiklerinden ya da elma gibi çok derinlerine yerleştirdiklerinden haberdar mıydınız? Yavru ağaçlar boyları bir metreye ulaşınca nasıl dimdik ve doğru büyüyeceklerini öğrenmek için okula başlıyor; birçoğu bahar gelince döktükleri yaprakları yeniden çıkarmak için tam olarak gün sayıyor. Yani sadece konuşmakla kalmayıp aynı zamanda hesap da yapabiliyorlar. 

Fotoğraf: Florian van Duyn

Bu kitapta on bin yaşında bir ağaçla tanışacaksınız, nelere şahit olduğunu bir düşünsenize. Hayal ettikçe şaşırmamak mümkün değil. Böyle bir ağacın önünde insanın saygıdan ceketini ilikleyesi gelir. Kargaların kendilerine ait tam bir dilleri olduğunu, seksenden fazla farklı ses çıkardıklarını, arkadaşlarını uzaktan tanıyıp onlara tiz ve dostça sesleriyle karşılık verdiklerini okuyacaksınız. Çalılıkların arasında karacaların dolaşıp dolaşmadığını, etrafta yaban domuzu var mı yok mu, bunları rahatlıkla fark edebileceksiniz. Ağaçkakan üretimi orman telefonlarıyla arkadaşlarınızla önemli konuşmalar yapabileceksiniz. Böylece artık bir ormanda çok fazla çiçek varsa orada oduncuların ağaç kestiğini anlayabilecek duruma geleceksiniz. Ağaçların sıcak havalarda nasıl susadıklarını, bazı ağaçların kendi yağmurlarını bile yağdırabildiklerini, yağmur suyunun orman süzgecinden geçerek nasıl temizlediğini öğreneceksiniz. 

Ümit Soylu’nın akıcı çevirisiyle Türkçeye kazandırılan bu harika kitap, 6 yaş ve üstü çocuklara önerilse de bence her yaştan çocuk ve yetişkinin ilgisini çekebilecek nitelikte. Birçok araştırma ve gözlem sonucu ortaya çıkmış bu eseri okuduktan sonra insan ağaçlara ve ormanlara çok farklı bir gözle bakmaya başlıyor, kendini bu sessiz ve heybetli canlıların karşısında eskisi kadar önemseyemiyor.



Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın