EVE DÖNÜŞ HİKÂYESİ

Erdi İnci

Yalnızca kendimize sakladığımız, insanlarla paylaşmadığımız ve başından sonuna bize ait olan zamanlarda değerlendirdiğimiz aktivitelerimiz vardır. Ev tasarımları üzerine programlar izliyoruzdur, uçuk tarifli yemekler deniyoruzdur, çubuk krakerleri enine yemeye çalışıyoruzdur, kitap okuyoruzdur.

?Böyle zamanlarda kimseyle paylaşmak istemediğimiz düşüncelerimiz gün yüzüne çıkar, duygu değişimlerimize yetişemeyiz, bir şeyin keyfini yaşamanın tadını çıkarırız, savunma mekanizmalarımız ve duvarlarımız o süre içerisinde yıkılır. İngilizcedeki "guilty pleasure" tabirini akla getirse de bu söylediklerim, tam olarak onu karşılamayan bir süreçtir bu. Çünkü insanlarla paylaşmaya çekindiğimiz bir aktiviteden değil; keyfi utanmadan ve paylaşmadan, kendi kendimize yaşamaktan söz ediyorum.

?Ahmet Büke de, bana göre, bunun gibi en değerli zamanların yazarıdır. Sizi size döndüren, kişiye özel tepkiler ürettiren ve o hisleri sonuna kadar yaşamanızı sağlatan bir yazar. Ya da benim için öyle... Örneğin, eve alınan kedi Leyla kimimizi ağlatır, kimimizi gülümsetir, kimimizde eskiye dönüşü uyandırır; kısacası herkesi farklı farklı durumlara sokar. Daha da önemlisi, bu durumları yalnız başınıza yaşamak istersiniz. Belki de ondandır Ahmet Büke okurlarının çok olmasına karşın, dışarıda, elinde Ahmet Büke kitabıyla çok az insan görmemiz.

?Elbette konumuz sadece bu değildir. İnsan Kendine de İyi Gelir ve Gizli Sevenler Cemiyeti’nde (ON8), Kırlangıç Zamanı’nda (Can Çocuk) ve Varamayan’da (Can) perdesi hafif hafif titreyen, kapısı sinir bozucu bir şekilde ve hep de uyumak istediğimiz zamanlarda gıcırdayan, beyaz sabun kokulu Ege evleridir de aynı zamanda konumuz. Bir ülkeli ya da bir memleketli yazar olmak değil, yerelin genele yayılmasının çağımızdaki en güzel örneğidir Ahmet Büke. Anlattığı hikâyelerin fonunda ağustosböcekleri bağırır size. Yalnızca bir ailenin değil, mahallenin de çocuğu oluverirsiniz. Genel olarak Ege’dir ama konuları evrenseldir. Göçtür, ekmek kavgasıdır, geçim derdidir, iliğimize işleyen cinsiyet rolleridir, yarım akıllı olmaktır, çalışan insandır, elalemin eline bakmamaktır, dışa vurulmayan aşktır.

?Yani ne gariptir ve bir o kadar da güzeldir ki, Ahmet Büke'nin bütün öyküleri de sanki Ahmet Büke’nin evinde, Gördes’te başlar, döner dolaşır Gördes'te biter. O çöl Gördes'tedir, kedi Gördes'teki komşu evine misafir olmuştur, Ahmet aslında Gördes'e giden trene binmiştir, o mezarlar Gördes'te kazılır, savaş Gördes'te çıkar. Demem o ki Ahmet Büke dünyadaki bir olayı alır ve evinize sokar. Kendi evinden, sofrasından çıkmış gibi. Belki bir de bundandır Ahmet Büke'yi özel zamanlarımıza ayırmak.

Ahmet Büke

Ahmet Büke'nin bende en derin iz bırakan karakterleri, hayatta ve dünyada kendisi dışında kimse üzerinde tahakküm kurmamaya çalışan; dünyanın varlığına, devranın döngüsüne bulaşmayan; önüne geleni olduğu gibi kabul eden ve ona uyum sağlayan karakterlerdir. Bahsettiğim bu karakterler zaten sınıfsal olarak, yaşıyla, cinsiyeti ya da kimliğiyle bir şekilde dışarıda kalan insanlardır. Belki de bu nedenle, “Dünya böyle garip bir yerdir işte. Ben karıştırmam orasını burasını,” benzeri cümleler kurar bu karakterler. Karakterlerin, dünyanın ve düzenin farkına varıp, kabullenişle iç huzurlarını korumaları; kolsuz kanatsız kalsalar da düzene fazla bulaşmayıp, hayatlarını da dışında tutmaları her okurda nasıl bir his yaratır, bilmem. Ama karakterlerin yaşadığı, büyülü gerçekçi olmasını dileyebileceğimiz durumlar karşısında, benim içimde hep aynı his kalır: Oraya ilişmesek iyi olur sanki. O garip olayın ya da durumun altından ne çıkacağı her zaman belirsizliğini korur öykülerde.

Bir de o çocuk masumiyeti... Bir çocuktan hikâye dinlediğiniz zaman, muhtemelen onun sözünü kesip, elimizdeki en doğru ve güncel bilgiyi ona aktarıp, anlattığı hikâyeyi düzeltmesini beklemezsiniz, değil mi? Yani umarım beklemezsiniz. O zaman bırakalım, dünya güneşin hapşırmasıyla oluşsun, dinozorlar bu dünyayı insanlara bırakıp başka gezegenlere gitsin ya da Leyla bir gün camı tıklasın ve... Çocukların, büyükleriyle ortaklaşarak oluşturdukları hikâyeleri, başka yetişkinlere kendi doğallıkları içinde anlatmaları çok güzel değil midir? Varamayan bu sebeple bende bitmemiş, bitememiş ve son öyküyü dönüp dönüp bir kez daha okumamı sağlamıştır. Var olasın Leyla!

?Son olarak da, ne mutludur ki Sabahattin Ali'den, Yusuf Atılgan’dan, Yaşar Kemal’den, Anadolu’dan nefes almış, ekmek yemiş olanca yazardan, ses edenden, söz verenden el almış bir yazar demeyi, kendimce hiç garip görmem Ahmet Büke için. İster konuyu ele alışı deyin, ister anlatım tarzı, ister dil ve kelimedeki ustalığı…

?Kısacası, uzundur Gördes'in kendi sesini duymamıştık. Ne güzel oldu bizlere eve dönmek…

______

? Bir itirafta bulunacağım: İlk öykü “Varamayan Ahmet”te Ahmet trene bindikten sonra öyküyü okumayı bıraktım. O trenin nereye varacağı, Ahmet’in ne yaşayacağı beni korkuttu. Buna hazır değilmişim demek ki. Varsın dedim Ahmet çıksın bana gelsin. Ben ona bakarım. Anasına da haber veririz.

Satın almak için tıklayınız.


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın