ZAMA: BİR ANTİ-KAHRAMAN MI?

Aynur Kulak

Hayatımız her şeyiyle tam ve eksiksiz olsa da bir şeyleri bekleme dürtüsüne engel olamayız. Neyi beklediğimizle ilgili çoğu zaman bir fikrimiz dahi yoktur ama sadece insana bahşedilen düşünce eyleminden dolayı mutlaka eksikliğini hissettiğimiz bir şey vardır.  Bilmediğimiz, görünmeyen, adını koyamadığımız “eksik şeyi” bekleriz. O gelince mutlu, o gelince zengin, o gelince özgür, o gelince huzurlu olacağızdır.

Antonio Di Benedetto eseri Zama için Latin Amerika edebiyatının en iyi romanı denilebilir mi? Soru soruyorum çünkü Alakarga Yayınları tarafından yayınlanan Zama’yı çok sevmekle beraber aşırıya kaçarım ve sevgimi zamana yaymak isterken üstüne boca edip eseri görünmez kılabilirim korkusuyla temkinli adımlar atmak istiyorum. Belki de hiç gerek yok bu temkinliliğe, bilemiyorum. Yine de böyle yapmayı tercih ediyorum. Ağırdan alacağım ve Antonio Di Benedetto’nun da bekleme eylemini ön planda tutarak okuyucuyla kahramanı tanıştırmanın üzerinde pek durmadığı , O’nu çokça tasvir etmediği, tanımlamaya çok yanaşmadığı gibi kahramanımız Diego De Zama’yı yavaş yavaş da olsa tüm ayrıntılarıyla görünür kılmaya çalışacağım.  Zama bir anti-kahraman çünkü. Fakat diğer anti-kahramanlardan farklı olarak hayatını eylem üzere değil, beklenti üzerine kurmuş bir anti-kahraman.

Zama'nın Lucrecia Martel yönetimindeki, 2017 tarihli uyarlamasından.

Diego De Zama, 18. Yüzyıl’a tekâmül eden bir zaman dilimi içerisinde Paraguay İspanya Krallığı’nın temsilcisi olarak  Buenos Aires’e uzak olan küçük bir sınır kasabasında 14 aydır ne zaman geleceğini bilmediği bir gemiyi beklemektedir. Daha doğrusu gemi Zama’ya karısı tarafından yazılmış bir mektup getirecektir. Zama’nın beklediği şey budur. Bu bekleme hali onu bu ücra kasabaya sıkıştırmış, elini kolunu bağlamıştır. Henüz 35 yaşındadır ve şehrin validen sonra en yüksek rütbeli memurudur. Hükümetin hukuk müşaviri olan Zama için tüm bu sahip olduğu unvanların, işlerin hiçbir getirisi yoktur. Maaşı seyrek yatmakta, şehirde itibar görmemekte, karısıyla olan bağı gittikçe zayıflamaktadır. Bu arada kadınlara karşı arzularını bastırmaya çalışır ama arzularının getirmiş olduğu istek o kadar büyüktür ki karşısına çıkan her kadınla beraber olma isteği içerisinde kıvranır. Yine de umudunu yitirmemeye çalışan Zama bir gün beklediği ne varsa gerçekleşeceği umuduyla hareket ederken anksiyetelerine yenik düşüp umut ile umutsuzluk salıncağında sallanır. Sonuç itibariyle beklentinin vermiş olduğu belirsizlik hezeyanları tüm ruhunu sarıp sarmalar.  Çünkü karar verme ve kararını uygulama mekanizması Zama’da neredeyse hiç çalışmamaktadır. Bu yüzden günün sonunda hep en kötü kararı vermekte üstüne yoktur.

“Artık başkalarının önünde utanç duymaktan değil de cimrilik etmeksizin kendime tanıdığım ölçüyü aşmaktan endişe duysaydım, küçük düşmenin verdiği o acizlik olmasaydı, kendime merhamet gösterebilirdim. Tutkulu yaradılışımı kabullenseydim eğer, tasarlanmış ya da aparılmış güdülere de hiçbir şekilde geçit vermek zorunda kalmazdım. Bizi önceden uyaran, ama rivayet etmediğimiz o içgüdünün karşısındaysa hiçbir mazerete yer olmazdı”

Zama'nın Lucrecia Martel yönetimindeki, 2017 tarihli uyarlamasından.

Anti veya değil kahramanların en önemli özellikleri kendilerini çok iyi kandırabilmeleridir. Zaten bunu çok iyi başarabildikleri için “kahraman” olarak addedilirler.  Zama aynı zamanda kendini kurnaz ya da şöyle diyeyim işin içinden çıkabilen kişi olarak da görür. Bu ona belli bir üst bakış kazandırsa da yeterli olmaz elbette. Çünkü o yaratılanlar arasında “kaybedenler” kategorisinde yer alır.  Farkında olmadığı şey tam da budur. Bu yüzden sürekli yenilir, “yenildiğinin” farkında olmayarak. Yaşadıklarından, tecrübelerinden herhangi bir öngörü edinemez maalesef ve bu durum dönüp dolaşıp O’nu bir bekleme durağanlığının içine hapseder.

Antonio Di Benedetto, Diego De Zama’yı yaratırken 21. Yüzyıl’a (ve tüm yüzyıllara elbet) çok uygun bir kahraman yarattığını tahmin edebilir miydi? Tam da bu çağın insanına uygun düşecek şekilde Zama, çevresinde ne olursa olsun sadece ve sadece kendi algısını yaratıp o algı izleğinde hareket eden bir kahraman olarak karşımıza çıkarken aynı zamanda en iyi anlatılmış roman karakteri olma özelliğini de taşır. Bu yüzden Di Benedetto, Zama’yı tanımlamak yerine onun algı dünyasını tanımlamayı tercih eder. Biz okuyucular böylelikle benzerlerinden farklı, harika bir anti-kahramanla tanışır, nefis bir roman okuma mertebesine ulaşırız.

1922’de Mendoza, Arjantin’de doğan Antonio Di Benedetto ülkesi Arjantin’de 1970’lerin son çeyreğinde yaşanan askeri darbede tutuklanıp, bir yıl sürecek bir işkenceye maruz kalsa da hiç şüphesiz ki diğer hiçbir iyi Latin Amerikalı veya dünya edebiyatı yazarlarıyla karşılaştırılmayacak denli kendi edebi dünyasını, algısını yaratabilmiş büyük bir yazar. 

Kitabın çevirmeni Nurhayat Çalışkan’a temiz çevirisi için bir okuyucu olarak teşekkür etmek isterim.

Zama ile tanışın, Zama’yı okuyun lütfen.

Satın almak için tıklayınız.


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın