KARANLIĞIN MİSAFİRLERİ

Ziyaretçi

Yankı Enki

yankienki@yahoo.com

Kerime Nadir’in Romancının Dünyası kitabında paylaştığı ilginç anılarından birine göre, 1950’li yılların sonuna doğru Yeni Gazete’yi çıkaran Halil Lütfü Dördüncü, gazetenin girdiği ekonomik bunalıma çare olarak yazarın bir romanını tefrika etmek ister. Kerime Nadir de bir süre önce 20. Asır dergisinde yayımlanan “Haydutlar Hanındaki Kadın” öyküsünün devamını yazma niyetinde olduğunu ve bunun bir roman olarak gazetede tefrika edilebileceğini belirtir. Böylece 1958’de, çağdaş Türkçe korku edebiyatının en önemli örneklerinden biri olan Dehşet Gecesi ortaya çıkar.

İlginç bir şekilde, romanın kahramanı ve anlatıcısı da bir gazetecidir. Altınışık gazetesinin sahibi Mümtaz Evren, Iraklı petrol kralı El-Hüdaî’nin Cilo Dağı’nın tepesine yaptırdığı otelin misafiri olmak üzere bir tren yolculuğuna çıkar. Trendeki zamanını yanında getirdiği “Kızıl Puhu” adlı romanı okuyarak geçirecektir ve aslında bu roman içinde roman, Dehşet Gecesi’nin büyük bir kısmını oluşturur. Yazarının sadece “Cengiz” ismiyle imzaladığı gizemli roman dosyası, gazeteci kahramanımıza gönderilmiş ve eserdeki korkunç doğaüstü vakaların da gerçekten yaşandığı iddia edilmiştir. Yazarın asıl arzusu gazetede bu romanla ilgili bir tanıtım yazısı çıkmasıdır. İşte yola çıkarken bu eseri yanına alan gazeteci Mümtaz Evren, başına geleceklerden habersizdir. Romanın ilk sayfasında “kuş uçmaz kervan geçmez” olduğu iddia edilen Cilo Dağı’nın esasında ölümcül bir kuşun uçtuğu, tehlikeli bir kervanın da geçip durduğu bir coğrafyada yer aldığını öğreniriz “Kızıl Puhu”yu okumaya başladıktan sonra. Gazeteci, bir otelin misafiri olarak yola çıksa da, karanlığın misafirlerinden biridir aslında.

Kerime Nadir

Henüz kitabın başlarında, daha roman içindeki romanı da okumaya başlamadan önce, zamanında geniş kitlelerce okunmasına rağmen bazen eleştirmenlerin sert bir üslupla yaklaştığı bir yazar olan Kerime Nadir, adeta “Kızıl Puhu”nun çözümlemesini önden, “amansız eleştirmen” Münir Yalçın’ın ağzından yapıyor: “İşte yıllardan beri beklediğim eser! Yazar, edebiyatımızda şimdiye kadar denenmemiş bir şekli denemiş. Nesirde mantığı susturup şuuraltını konuşturmuş. Kızıl Puhu bütünüyle bir fantastik eser örneği… Romanda çok güzel bir karmaşıklık var. Tabiat ve fizik kanunlarına meydan okumuş. Olaylar dizisi kendi başına harikulade başarılı bir formül yaratmış. Bu formülde cazip bir sır, daha doğrusu esrarlı bir uğursuzluk var. Bütün eser, bir korkulu rüya, bir kâbus gibi… Kâbus sıkıcıdır. Fakat yazarın şuuraltı pınarından berrak ve saf bir biçimde süzülüp akan olaylar şelalesi, buna kendine has acı, buruk ve vahşi bir güzellik vermiş.”

Ana akımı temsil eden bir eleştirmenin böylesi “fantastik” bir eseri takdire değer bulması ve takdirinin sebeplerinin de son derece geçerli ve yerinde olması, doğaüstü korku edebiyatı adına da bize çok önemli bir tablo çiziyor. Adeta içeriden bir eleştiri, bir çözümleme yapar gibi, iyi korku edebiyatının sıradan sürükleyici gizem/gerilim maceralarından neden ve nasıl ayrılması gerektiğini vurguluyor yukarıdaki satırlar.

Dehşet Gecesi’nin içindeki gizli roman “Kızıl Puhu”, korku edebiyatının birçok klişesini ve olmazsa olmazını barındırmanın yanında, bu edebiyatın mihenk taşlarından birinden, Bram Stoker’ın Dracula’sından fazlasıyla etkilenmiş bir eser. Özellikle kitabın başlarında erkek kahramanın bir misafir olarak yolculuğu, daha sonra Kızıl Puhu Malikânesi’ne varışı, malikânenin sahibesinin tekinsiz tavırları, geceleyin süren bir hayat, aynalara düşman bir ev, kanla ıslanmış dudaklar ile sivri dişleri tasvir eden bölümler, Dracula romanının -bu kez erkeklerin kanına giren kadın bir vampir kahramanla- yeniden yazımı gibi görünebilir. İlerleyen bölümlerde ise Doğu’ya özgü masal dünyasını çağrıştıran, dallanıp budaklandıkça doğaüstüne yaklaşan olaylarla baş başa bırakıyor bizi Kerime Nadir.

Fotoğraf: Matthew T. Rader

Dehşet Gecesi, Oğlak Yayınları’nın yeni yayımlamaya başladığı “Klasik Maceraperestler” dizisinin ilk kitabı. Galip Dursun, bu yeniden basım için kaleme aldığı sunuş yazısında söz konusu Dracula etkisinden “Teması Bram Stoker’ın Dracula’sının artık klişeleşmiş bazı noktalarını kullansa da Dehşet Gecesi’nde bizim buralara has bir öz, başka bir derinlik vardır,” diye bahsediyor ve “bu etkilerin tür hikâyelerinde yer yer kaçınılmaz olduğunu bilmek gerektiğini ve aslında klişe kullanırken klişeye bir şeyler katabilmenin esas olduğunu” hatırlatıyor. İşte yerli korku edebiyatı adına bu romanın yeri belki de burada, Galip Dursun’un işaret ettiği noktada gizli. Kerime Nadir, aslen bir korku yazarı olmamasına rağmen, bu türün büyük bir eserinde halihazırda katedilmiş olan yolu, bize yeni bir haritada sunuyor ve yeniden, dönüştürüp zenginleştirerek tarif ediyor.

Çiğdem Bakırcıoğlu editörlüğünde hazırlanan bu dizinin ikinci kitabı Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Kesik Baş adlı polisiyesi. Sıradaki kitaplar arasında ise Ahmet Mithat Efendi’nin Esrar-ı Cinayat’ı ile M. Akil’in Karanlık Konakta Ne Var? adlı eseri bulunuyor. Bu kitaplarda, tıpkı Dehşet Gecesi’nde olduğu gibi, karanlığın ev sahipleri misafirlerini bekliyor.


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın