MURAT MERİÇ: HERKESİN KENDİNİ YAKIN HİSSETTİĞİ BİR ZEKİ MÜREN ŞARKISI VARDIR

Ece Karaağaç

ece@ajanliterer.com

@ecekaraagac

Edebiyat çevreleri pek aşina olmasa da müzikseverler Murat Meriç ismini duyar duymaz tanır, zira kendisi DJ'lik ve radyo programcılığının yanı sıra müzik tarihinin derinliklerinde keşfe çıkmayı seven bir gezgin. 100 Şarkıda Memleket Tarihi ve Pop Dedik kitaplarının ardından Murat Meriç bu kez çilingir sofralarına eşlik eden şarkıların hikâyelerini derlediği ve harika illüstrasyonlarla zenginleşen Hayat Dudaklarda Mey ile karşımızda.

Öncelikle yeni kitabınızı tebrik ederim. Okurlarımız arasında sizi tanımayanlar olabilir. Bu sebeple sizi tanıyarak başlamamıza ne dersiniz? Murat Meriç kimdir?

Bir biyografimde kendimi şöyle tanımlamıştım; dinledikleri üzerine araştırmalar yapar, bulduklarını insanlara anlatır, sevdiklerini paylaşır. Dinler, çalar. Hem DJ’lik hem de radyoculuk yapıyorum, bir yandan da müzik üzerine bir şeyler karalıyorum. Dinlediğim şeylerle bugünlere geldim. Fazlasıyla meraklıyım ve bulduklarımı da insanlarla paylaşmayı seviyorum. En geniş özeti bu. Müzik tarihi üzerine yazılar yazan, bunu Türkiye tarihiyle bağdaştıran, yazılarla yetinmeyip radyo programları yapan, zaman zaman televizyona bulaşan, ekseriyetle de gecelerde DJ’lik yapan bir insanım.

Murat Meriç

Peki bu müzik merakı nasıl başladı?

Çocukluğumdan… Ailem müziksever bir aileydi, ailemden bulaştı. Şu anki plak arşivimin temelini oluşturan bir arşiv vardı bizim evde. Plaklar hep göz önündeydi, onları dinleyerek başladım. Daha sonra merak ettiklerimi topladım, sevdiğim sanatçıların plaklarına ulaşmaya çalıştım. Hâlâ plak satılan bir dönemde büyüdüm, dolayısıyla İlham İrem’in, Zülfü Livaneli’nin ya da Nilüfer’in bir plağı çıktığında gidip onu alabilir durumdaydım ilkgençlik yıllarımda. 

Daha evvel 100 Şarkıda Memleket Tarihi, Pop Dedik gibi müzik üzerine başka kitaplar da okumuştuk. Bu kez ise çilingir sofralarına eşlik eden şarkıların hikâyelerini bir araya getirdiğiniz Hayat Dudaklarda Mey ile karşımıza çıktınız. Bu kitap fikri nasıl ortaya çıktı? Eminim bir hikâyesi vardır.

Var elbette. Aslında arkadaşlarla buluştuğumuz bir muhabbet ortamında müzik üzerine konuşurken çıktı. O arkadaşlardan biri yayıncım Metin Solmaz’dı. “Rakı masasında demlenirken insanlar hep mi alaturka dinler?” sorusunu ortaya atıldı. Ben hayır dedim, Metin de hayır dedi. Benim ilkgençlik yıllarımda beraber rakı içtiğim arkadaşım Metin ve biz rakı içerken Frank Zappa, AC/DC, Bob Dylan filan dinlerdik. O örneği vererek ilerledik ve sonrasında rakı masasına yakışan pek çok şarkı olduğuna kanaat getirdik. Alaturka bir gelenek, evet ama pop müzikte de, rockta da o masada dinlendiğinde insanı alıp götürecek bir sürü şarkı var. Ben de buradan yola çıkarak bir öneri listesi oluşturdum, sonra da öyle kalmasın istedim ve o listeyi oluşturan şarkıların hikâyelerini de anlatmak istedim. Ama o hikâyeleri anlatırken bir yandan da Türkiye’nin değişimi, müzik tarihindeki birtakım kırılma noktaları, Türkiye’deki eğlence kültürünün dünden bugüne yaşadığı değişimler gibi şeyleri de şarkıların hikâyelerine ekledim. Hatta kimi hikâyeler sadece oradan çıktı.  Zaman zaman şarkıların hikâyesini değil de yazıldığı dönemdeki kimi hikâyeleri anlattım. Zaman zaman da şarkıcının hikâyesini anlattım ama onu da bir şekilde Türkiye tarihiyle ya da eğlence kültüründeki değişimlerle bağdaştırdım. Neticede ortaya böyle bir kitap çıktı. Aslında küçük bir kitap yapmak isterken iki ciltlik, bol illüstrasyonlu, neredeyse ansiklopedi boyutuna varan bir kitapla okurun karşısına çıkmış olduk. 

Çizer: Deniz Atlas

Dediğiniz gibi, çok kapsamlı bir çalışma. Ne kadar sürdü bu çalışmayı tamamlamak? Zorlu bir süreç miydi sizin için?

Zorlu değildi aslında çünkü çok merak ettiğim bir sürü şey vardı ve bu süreçte tüm bunları okuma ve araştırma imkanı buldum. Şarkıcıların yazmış olduğu anı kitapları vardır Türkiye’de, çok değildir ama neticede belli bir rafı dolduracak kadar oldu. Alpay’dan Nilüfer’e, Selçuk Alagöz’den İlhan İrem’e pek çok insan zaman zaman kimi zaman doğrudan anılarını anlattıkları, kimi zaman da anılarını kattıkları kitaplar yazdılar. Bunların hepsini okudum. Hikâyelerin bir kısmı bir kısmı oradan çıktı. Yaklaşık beş yıllık bir süreç… Kitabın değişimlere uğrayarak bu haline gelmesi apayrı bir süreç, son 1,5 yıl da yazılma süreci. Bunun yarısında Berlin’deydim, başka bir proje için bir yıllığına Berlin’e gitmiştim. Kitaba orada başladım. Diyarbakır’dan Bodrum’a kadar birçok yerde kendimi kapatarak çalıştım. Neşet Ertaş’la ilgili yazacaksam Neşet Ertaş’la ilgili yazılmış her şeyi yanıma alıp, onunla yapılmış söyleşilerin fotokopilerini çektirip çalıştım. Neşet Ertaş bölümü Diyarbakır’da yazıldı. Müslüm Gürses ve rock bölümünün bir kısmını da Bodrum’da, yayıncım Metin Solmaz’ın evinin bir odasına kapanarak yazdım. Önce şarkılar belirlendi, sonra yazım aşaması başladı. Araştırma kısmı da ona göre şekillendi. Radyo programcılığı ve DJ’likten gelecek alışkanlıkla şarkıları bir sıraya da dizdim. Arka arkaya dinlediğinizde bir bütünlük oluşturabiliyorlar. İnsanlar dinlerken mutlu olsun istedim. Benim açımdan çok şey öğrendiğim, bildiklerimi temize çektiğim, yeni projeleri de doğuran bir süreçti.

Çizer: Suzan Elif Selçuk

Aslında bu sürece dair merak ettiğim şeylerden biri de kişi tanıklıklarına başvurup başvurmadığınız. Özellikle yazdığınız sanatçılardan bir kısmı artık hayatta değiller. Sadece yazılı kaynaklardan mı faydalandınız, yoksa kişilerin tanıklıklarına da başvurdunuz mu?

Kişilerin tanıklıklarına başvurmadım, hayır. Tamamen yazılı dökümanlar üzerinden ilerledim. Ama şöyle bir şansım var; kitaba aldığım insanların hemen hemen yarısıyla ben söyleşi yapmıştım zaten.  Dolayısıyla kendi yaptığım söyleşiler üzerinden asıl fikir ortaya çıktı. Bu söyleşilerin büyük bir kısmı TRT’de bir dönem yaptığım bir belgesel için yapılmıştı ve hiçbiri yayımlanmamıştı aslında. Onların hepsini tekrar dinledim, kasetleri hâlâ durur evde. Roll, Express, Radikal, Yeni Binyıl gibi dergi ve gazetelere yapmış olduğum söyleşiler de vardı. Ben esasen hep şarkıların hikayelerini merak ettiğim için lafı bir şekilde oraya getirip bunu sorardım kimi şarkıların nasıl ortaya çıktığını. Ama şahsen tanımadığım, hiç görmediğim insanların da birçok şarkısı var kitapta, orada da onlarla yapılan söyleşiler üzerinden ilerledim. Aramızdan çoktan ayrılmış insanlar var, özellikle alaturka bölümünde, ama onlardan da birçoğuyla tanışma fırsatı bulmuştum. Teoman Alpay örneğin benim çocukluğumda çok sevdiğim bir amcamdı, Çanakkale’de komşumuz ve babamın çilingir sofrası arkadaşıydı. Hakeza Yıldırım Gürses’le ölümünden hemen önce bir söyleşi yapmıştım. Orada birçok şeyi anlatmıştı. Kitaptaki parça daha evvel hiç yayınlanmamıştı. Kitabın yazım süreci boyunca hemen hiç kimse benim kitap yazdığımı bilmiyordu. Özellikle rock camiasındaki pek çok isim benim arkadaşım, onlar bile bilmiyorum. O süreçte beraber rakı içtiğim birçok müzisyen arkadaşım oldu, onlara da hiç bahsetmedim ama çaktırmadan ağızlarından laf da almadım. Hatta bu yüzden Feridun Düzağaç’ın benim seçtiğim şarkısı hikâyesine ulaşamadığım için liste dışı kaldı, onun yerine başka bir şarkı geldi. Çok rahat bir şekilde Feridun’u arayıp sorabilirdim, anlatmazdı belki ama böyle bir olanağım vardı. Ama yapmadım.

Çizer: Başak Karafaki

Kitapta oldukça kapsamlı bir çalma listesi de sunuyorsunuz ve bir kısmı insanların çilingir sofrası dendiğinde kolay kolay aklına gelecek şarkılar değil. Bu seçimleri neye göre yaptınız? 

“Arkadaşlarımla oturduğum bir çilingir sofrasında onlara neleri dinletmek isterim?” sorusundan yola çıktım ve orada muhabbeti açacak, koyultacak şarkıları seçtim. Bu yüzden Tamirci Çırağı şarkısı, Ceylan Ertem’in Gezi olaylarından sonra yazmış olduğu Hırpalandı Mayıs şarkısı kitaba girdi. “Ne olacak bu memleketin hâli?” sorusunun sorulduğu noktada çalınabilecek şarkılar bunlar. Oradaki muhabbeti bozmayacak, gölgelemeyecek ve bir şekilde ona katkıda bulunacak şarkıları seçmeye çalıştım. Alaturka ve halk müziğinde çok sorun yok, onların hemen hepsi külliyata girer ve kimse “Bu neden çalıyor?” demez. Ama bir rock şarkısı çaldığında “Bunun ne işi var burada?” diyecek bir sürü insan var. Bunu dedirtmemeye çalıştım listeyi yaparken. Kitabı yazmaya başlamadan önde de arkadaşlarımla kurduğum masalarda bu listeleri çaktırmadan çaldım. 

Peki sizin kişisel müzik zevkinizin temel taşlarını neler oluşturuyor?

Elbette rock ve pop. Benim müziğe heves ettiğim yıllarda MFÖ yeni çıkmıştı. Onları tanıdım, sevdim ve sonra onların civarından müzik zevkimi şekillendirmeye başladım. Gördüğüm bütün tuhaf kasetleri alıyordum o dönemde. Devil’in bir kasedi çıkmıştı mesela, Türkiye’nin ilk Türkçe sözlü heavy metal topluluklarından biridir Devil ve kasedin kapağı hoşuma gittiği için alıp dinlemiştim. İyi ki almışım ve dinlemişim, bugün deli gibi aranan bir kaset bu. Ya da Çağdaş Türkü mesela. Yeni Türkü’yü televizyon vasıtasıyla bir şekilde tanımıştım ama Çağdaş Türkü diye bir topluluğun varlığını kaset sayesinde öğrendim. 1980’den sonra müzikle dolu bir ortamda ilkgençliğimi geçirmemin payı büyük bunda. Daha çok rock üzerinden ilerledim, çok pop dinledim. Yıllar sonra alaturkanın güzelliğini keşfettim ve kendimi oraya verdim. Arabeski hep dinledim, dinlemediğim bir dönem yok. Ben 13-14 yaşlarındayken Ferdi Tayfur’un Yaktı Beni şarkısı çıkmıştı, onu dinleyerek o dönemdeki birtakım kalp sızılarını giderdim. Nitekim kendimi bulduğum her türü dinledim ve onları bir şekilde kendime uyarladım.

Çizer: Suzan Elif Selçuk

Rakı masasında çalınan şarkılar birleştirici şarkılar bana göre. Rakı masasına oturan insanlar Zeki Müren’i ya da Müzeyyen Senar’ı mutlaka anıyor örneğin. Sizce Türkiye’de en birleştirici müzik türü hangisi?

Bana alaturkaymış gibi geliyor, sanat müziği. Kimse ondan kaçamaz bence. Halk müziği de öyle. Rock veya pop değil. Evet, orada belli isimler var ama bunu bütün tür için söylemek mümkün değil. Türkiye’de herkes Zeki Müren dinliyor bence ve herkesin kendini yakın hissettiği bir Zeki Müren şarkısı var, ben çok eminim bundan. Ama aynı şeyi Duman için söylemek mümkün değil. Ben Duman’ı çok seviyor ve dinliyorum ama aynı şey annem için geçerli değil örneğin. Ya da babam rakı içerken Duman dinlemek istemez bence.  


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın