SEYMEN BOZASLAN: SEYAHAT EDERKEN HAYATI KAÇIRMAMAK ÖNEMLİ!

Ecem Kodak

"Ne profesyonel fotoğrafçıyım, ne gurme, ne de profesyonel bi rehber..." diyor Seymen Bozaslan kendisi için. Oysa o Avrupa'dan Asya'ya, Balkanlar'dan İskandinavya'ya kadar dünyanın pek çok yerini gezmiş, sıkı bir gezgin.

Bozaslan ile Libros’tan çıkan ilk kitabı İçinden Yol Geçen Hayatlar üzerine keyifli bir sohbet ettik.

Merhaba Seymen Bey, öncelikle sizi tanımak isteriz.

Seymen yaklaşık 15 yıldır kurumsal hayatta çalışan ve çalışma hayatı devam ederken seyahatlerini sürdüren bir gezgin. Bahçeşehir Üniversitesi stratejik pazarlama ve marka yönetimi üzerine yüksek lisans yaptım. Uzun zamandır gazete ve dergilerde seyahat yazıları yazıyor, sosyal medyada seyahat fotoğrafları paylaşıyorum.

Bir yandan gezip diğer yandan çalışıyorsunuz. İdealist ve realist yanlarınızın çakıştığı oluyor mu?

Evet 14 yıldır çalışma hayatım devam ediyor. Yaklaşık 10 yıldır da hem çalışıp hem düzenli seyahat ediyorum. Seyahat ettiğim ilk yıllarda tatillerim biraz az olsa da şu an yılda 30 civarı seyahate çıkıyorum, deneyimler kazanıyorum. Bazen aklım kayıyor, işi gücü bırakıp sadece gezsem mi diye de düşünüyorum ama gerek kazanç gerek idealler anlamında bunu gerçekleştirmekten kaçınıyorum. Çünkü seyahatin hayatımın merkezi değil önemli bir parçası olması gerektiğine inanıyorum. Seyahat ederken hayatı kaçırmamak önemli diye düşünüyorum.

Seymen Bozaslan Atina'da.

Bir gezginin olmazsa olmazları nelerdir?

Bence kamerası olmazsa olmaz. Düşününce çantama ek bir gömlek, pantolon yerine kamerayı almayı tercih ederim. Çünkü gittiğim yerlerden getirebileceğim en büyük şey hatıralardır diye düşünüyorum. Bunu da ancak fotoğraf makinemle yapabilirim diye düşünüyorum. Ayrıca, navigasyon inanılmaz değerlidir gezgin için. Harita, gezginin olmazsa olmazıdır.

Seyahatleriniz sırasında yaşadığınız en ilginç olay neydi? 

İran’da 10 günden uzun süre yaptığım yolculukta yerlisi gibi yaşamak için hem iç hatlarda uçmuş hem de otobüsle seyahatler yapmıştım. Çadırda da, İranlı birilerinin evinde de, lüks bir otelde de konakladığım oldu. Tek başıma yaptığım bu yolculukta Yazd isimli şehirde sessizlik kulelerini ziyaret etmek için taksiye binmiştim. Taksicide Türkçe, İngilizce yok, bende Farsça yok. Telefon ekranından gitmek istediğim yerin fotoğrafını göstererek gideceğim yeri anlatmaya çalışmıştım. Fakat gittiğimizde taksici el hareketleriyle “Konu bende, bekle,”  gibi bir şey anlatmaya çalıştı. Ve polise o an benim İranlı olduğumu ve açık hava müzesine ucuz girmem gerektiğini söyledi. Aslında böyle bir talebim de yoktu. Kaldı ki, müze zaten turist tarifesiyle de olsa yine de ucuzdu. Sonra polis benim İranlı olmadığımı anlayınca önce Farsça, “İranlı mısın?” diye sordu. Cevap alamayınca İngilizce sordu aynı soruyu. O sırada taksici de gerildi tabi. Polisin bana soru soracağını beklemiyordu. Bir an düşündüm. Polise, “İranlıyım” desem kimlik soracak, kimlik yok. “İranlı değilim,” desem taksici yalancı olacak. İyisi durumu kıvırayım dedim. O an, “Annem İranlı babam Türk,” dedim, yırttık.

Kitabınıza gelecek olursak, İçinden Yol Geçen Hayatlar'daki hikayeler gerçek mi?

Tabii ki. Kitapta hepsinin fotoğrafı, adı soyadı, yaşadığı şehir yazıyor. Her biri gerçek, hatta bazıları nasıl olur yahu böyle hikaye diye şaşırılacak kadar sıradışı.

İlk kitabınız olmasına rağmen yoğun ilgi görüyor. Bu başarıyı neye bağlıyorsunuz?

Özellikle büyük şehirde yaşayan insanların aradığı bir şey samimiyet. Özünü bilmeyen, kütüğünde yazan şehire, köye gitmeyen bile birçok kişi var. Ben kitabın ilgi görmesini insanların Anadolu’ya olan özlemine, seyahat ederken insan tanımanın aslında ne kadar kıymetli olduğunu fark etmelerine bağlıyorum.

Son olarak ufukta yeni bir proje var mı?

“İçinden Yol Geçen Hayatlar 2” veya ona benzer, insan temalı yeni çalışmalar planlıyorum 2020 yılında. Şubat gibi tekrardan yeni hikayeler için tekerlek dönebilir.

Satın almak için tıklayınız.


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın