NE ÇOK İYİ OLMALI NE ÇOK KÖTÜ, ORTADAN YÜRÜMELİ

Peron Dokuz Üç Çeyrek

Olcay Mağden Ünal

magdenolcay@gmail.com

Herkesin kendi şahsi reklamcısı olduğu, insanların klavye gerisinde “duyar kastığı,” takvimden özel gün seçip methiyelerle dolu iletiler dizmekten kendimizi alamadığımız bu rezalet çağın en iyi tarafı olan biten ne varsa gözler önüne sermesi. En azından bilgiye doğrudan erişebiliyoruz, tüm çöplüğün içinden geçmemiz gerekse de. Ancak bunun çok kuvvetli bir yan etkisi var, o da insanın yaşam gücünü emerek tüketmesi. Çünkü ne yazık ki, içinde ruh taşıdığı iddia edilen, aklıselim sahibi olduğu varsayılan bir grup yetişkin insanın otizmli çocukları hor gördüklerini, onları okullarında ve çocuklarının etrafında görmek istemedikleri için okuldan ve hatta mahallelerinden göndermek istediklerini, hatta ve hatta bu çocukların okul içinde sadece belirli bir alanı kullanmalarına, okula farklı bir kapıdan girmelerine müsaade ettiklerini görünce insanın içinde yaşama dair pek bir heves kalmıyor doğrusu. İnsan, evrene gönderilen tüm o iyi enerjiyi(!) düşünmeden edemiyor, hepsi Satürn’ün halkasına oturmuş, bize çekirdek çitleyerek bakıyordur herhâlde. Bu uygulamanın Nazi Almanya’sından hiçbir farkı yok, oldu olacak çocukların kollarına bir de renkli kolluk takıp sokakta da böyle dolaşmalarına izin verselermiş. Tam olarak nasıl bu kadar kötü olabildik bilemiyorum; sebebi ne olabilir, süt tozu mu, yoksa başımızın üstüne, laboratuvar ortamında hazırlanmış kötülük tohumları mı yağdırdılar? Çizgi romanlarda bahsi geçen o saf kötülük, zaten hâlihazırda hepimizin içinde sanki. Farklı olana tahammülümüz yok, herkes belli kalıpların içinde yaşamalı, ne çok iyi olmalı ne çok kötü. Ortadan yürümeli. Dikkat çekmemeli. Kafasını düşürmemeli, ama çok da dik tutmamalı. Öyle, sıradan, alelade, doğuştan ikinci sınıf.

Ama heyhat, ne acımasız şu hayat! Üstelik de çok sarkastik bir espri anlayışı var. Gün gelir ve sorular hiç çalışmadığınız ve hatta hiç ummadığınız yerden çıkıverir. Tıpkı Beklediğim Sen Değildin adlı çizgi romanın yazarı ve çizeri Fabien Toulmé’nin başına geldiği gibi. Şöyle diyor kitabın arka kapağında, aslında her şeyin özeti belki de: “Bu bir tanışmanın hikâyesi. Bir baba ile diğer çocuklar gibi olmayan küçük kızının tanışmasının. Yeni doğan kızının Down sendromlu olduğunun öğrenen Fabien’in dünyası başına yıkılır. Çocuğunun engelli olması gerçeğiyle nasıl baş edecektir? Hatta onu sevebilmeyi nasıl öğrenecektir? Bu çizgi romanda Fabien Toulmé öfke, inkâr ve üzüntü anları ile beklenmedik mutluluklar arasında, kızını kabullenme sürecinde geçtiği zorlu yolları anlatıyor. Evrensel bir konu olan farklılık üzerine içten, duygusal, zaman zaman komik ve sıcacık bir hikâye.”

Fabien Toulmé

Kitap, Fabien’in bir küçüklük anısıyla başlıyor. Arkadaşlarıyla birlikte koşturan Fabien, Down sendromlu bir çocukla karşılaşır. Yanındaki iki arkadaşı, bu çocukla acımasızca dalga geçer ve hatta onu korkutur. Bu anı, Fabien’in aklına kazınır ve çok sonraları, kendisi de ikinci kez baba olacağı sırada tokat gibi yüzüne çarpar. Çocuklar için acımasız derler, peki herkes, onların anneleriyle babalarının ya da kendilerini yetiştiren kimse onların birer yansıması olduğunun farkında mı? Yetişkinlerden tek farkları, akıllarına gelen ve yüreklerine düşeni olduğu gibi, sansürlemeden, frenlemeden aktarmaları. Yani çocuğunuz istemediğiniz bir şey yaptığında boşuna sağınıza solunuza bakınmayın, en yakın aynaya gidip kendinizi şöyle bir izlemeniz yeterli.

Fabien ve Patricia’nın ilk çocukları sağlıklı bir kızdır, Patricia’nın ikinci çocuklarına hamileliği de olağan seyrinde gitmiştir. Testlere göre her şey yolundadır, ama Fabien’in kafası bir türlü rahat edemez. Bu dünyadaki en büyük korkusu, Down sendromlu bir çocuk sahibi olmaktır. Büyük kızlarında da aynı telaşı yaşamış, şimdi sıra ikinci bebeklerindeki kaygılara gelmiştir. Büyük gün gelip çatar ve Julia doğar. Ancak bir sorun, bebekte doğumsal bir kalp anomalisi vardır. Fabien bunu duyunca adeta rahatlar, sonuçta kızı Down sendromlu değildir ya. Ancak tam o sırada doktor baklayı ağzından çıkarır: “Bununla birlikte, bu bozukluk Trizomi 21 türü kromozom anomalisine bağlı olabilir. Julia’nın durumunda bunu değerlendiriyoruz.” Ve doktorun bu açıklamasından sonraki 4 sayfa boyunca Fabien’in aklından geçenlerle çizimler bir araya gelip mükemmel bir tablo ortaya çıkarır. Dünya tam anlamıyla Fabien’in başına yıkılır. Korktuğu, en büyük kâbusu vücut bulup karşısına dikilmiştir. Yeni doğan kızı, Down sendromludur.

Beklediğim Sen Değildin, Fabien Toulmé, Boabab Yayınları

Fabien kızını bir türlü kucağına alamaz, karşısında duran Julia’ya karşı içinde en ufak bir şefkat hissetmiyordur. Ona dokunmak bile istemiyordur. Öyle ki, bir sene içinde ameliyat olması gereken bebeğin kalp sorununu atlatamamasını bile umar. “Mesela ona kalp ameliyatı yapmayı ‘unutsalardı’... Ve bu düşünceyle kendime iyice öfkelendim. İnsan kendi çocuğunun ölümünü nasıl ister?”

Fabien’in hayatı öfke, üzüntü ve inkâr arasında gidip gelirken, bir de “normal” çocuklara sahip olma şanslarının bilincinde bile olmayan ailelere karşı hissettiği kıskançlık duygusu çıkıverir. Aklında ve kalbinde bu düşünceler ve hislerle, eşi Patricia’yla birlikte Down sendromlu çocuk sahiplerinin dünyasına giriverir. Bir dizi doktor ve görüşme onları bekliyordur. Derken Julia’nın ameliyat vakti gelip çatar. Ve işte o ameliyatın ardından Fabien korkar, kızının başına bir şey gelmesinden korkar. Hislerini şöyle betimler: “Ameliyat günü geliverdi. Biz de yeni alışkanlığımız olan gözyaşı dökmeye tekrar kavuşmuş olduk. Ama bu defa tamamen farklıydı. Bunlar çocuğu için endişeli bir anne babanın gözyaşlarıydı. Evet, çünkü tam o anda Julia’yı artık kızımızı olarak gördüğümüzü anlamıştık. Dünyaya gelen Julia’nın beklediğimiz Julia olmadığını kabullendikten ve bunu unutmayı başardıktan sonra. Kendini bize sevdirip Down sendromunu öğrettikten sonra. Beraberce zorluklara ve acılara katlandıktan sonra.”

Hiçbirimiz süper kahraman değiliz, karşımıza çıkan her soruna başımız dik bir şekilde göğüs germek zorunda hiç değiliz. İnsan, basit bir donanım. Hatalarla kaplı. Bazı hisleri yanlış olduğunu bile bile içimizde yaşatabiliriz. Ancak esas mesele, farklı olanı kabullenmekte. Onunla birlikte bambaşka bir pencereden bakabilmekte, ne de olsa her manzaranın tadı farklı. Kimisi tatlı, kimisi acı; ama en güzeli de keyfinin birlikte çıkarılması. Fabien Toulmé’nin çizimleri, hikâyenin samimiyetini vurgulayan nitelikte, Beklediğim Sen Değildin benzersiz ve son derece samimi bir eser.

Satın almak için tıklayınız.


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın