TESS GERRİTSEN: BANA İLGİNÇ GELEN HİKAYELERİ ANLATMAYI SEVİYORUM

Ece Karaağaç & Şebnem Soral Tamer

Tess Gerritsen'ı tanıtmaya gerek bile yok esasen. Zira gerilim türünün bu önemli ustasını tüm dünya tanıyor! Doğan Kitap'ın 20. yılı etkinlikleri kapsamında Türkiye'ye gelen Tess Gerritsen'la bir araya geldik ve yazarlık kariyerinin ilk adımlarından son romanı Gece Gelen'in en gizemli anlarına uzanan keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Öncelikle bize vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederiz. Hoşgeldiniz Türkiye’ye.

Teşekkür ederim. İstanbul’a gelmek her seferinde çok güzel.

Türkiyeli okurların yakından tanıdığı ve severek okuduğu bir yazarsınız. Ama eminim okurlarınız sizi daha da yakından tanımak ister. Tıp kariyerinden edebiyata geçiş yaptınız. Bu geçiş nasıl gerçekleşti?

Baştan beri yazar olmak istiyordum. Yedi yaşımdayken babama bunu söyledim ama o bana yazar olarak geçinemeyeceğimi söyledi. Babamın önerisiyle tıp okudum. Doktor olarak beş yıl çalıştım. İlk oğlum doğduğunda doğum iznine ayrıldım. Evde vaktim vardı. İlk kitabımı o zaman yazdım. O zamandan beri de yazarım.

Polisiye türünde çok ince detaylarla işlenmiş eserler veriyorsunuz. Tıp geçmişiniz insan bedenini ve insan doğasını tanımakta katkısı oldu mu?

Tıp bana romanlarımda kullandığım detayları verdi. Maura Isles’ın otopsi yaptığı sahneleri otopsi izlediğim zamanlardan kalan detaylardan yola çıkarak yazdım. Doktorların nasıl düşündüğü konusunda da yardımı oldu. Maura bir ceset gördüğünde ne düşünür? Tıbbi açıdan nasıl yaklaşıyor? Ne gibi süreçler yaşanıyor orada?

Ben de tam Maura Isles ve Jane Rizzoli hakkında bir soru sormak istiyordum. Polisiye hâlâ erkek egemenliğinin güçlü şekilde hissedildiği türlerden biri. Siz iki güçlü kadın karakterle polisiye arenasına çıkıyorsunuz. Rizolli ve Isles ile polisiyeye feminist bir dokunuş getirdiğinizi söyleyebilir miyiz?

Bence Jane Rizzoli kendi dünyasında kesinlikle azınlıkta. Çünkü dedektifler çoğunlukla erkek oluyor. Jane’de sevdiğim şeylerden biri sağ kalmış ve aykırı bir tip oluşu. Bu aykırılık hissini çok sevdiğim için Jane’i de çok seviyorum. Tıp alanına gelirsek, tıp dünyasında sahada çalışan çok sayıda kadın var. Adli tıp alanında da kadın erkek oranı neredeyse yarı yarıya diyebiliriz. Sizin anlayacağınız durum değişiyor.

 Kitaplarınızda vakaların peşinde manastırlardan uzay istasyonlarına kadar uzanan çeşitli maceralar yaşatıyorsunuz okurlarınıza. Oldukça geniş ve güçlü bir hikaye anlatma kuvvetiniz var. Bir türe ya da bir alana saplanıp kalan bir yazar değilsiniz. Bu tercihinizin altında yatan sebep nedir?

Bir kutuya sıkışıp kalmaktan hoşlanmıyorum. Bana ilginç gelen hikayeleri anlatmayı seviyorum. Bu bir uzay istasyonunda da geçebilir perili bir evde de. 1830’larda geçen bir öykü de olabilir. Öykü beni nereye götürürse.

Buradan yeni kitabınız Gece Gelen’e bağlanalım. Önceki kitaplarınızda çoğunlukla gerçekçi unsurlar vardı. Doğaüstü unsurlar çok fazla yer almıyordu. Fakat bu kitapta Kaptan Brodie gibi bir karakter karşımıza çıkıyor. Kaptan Brodie nasıl doğdu?

Benim de okurlara sorum şu: Kaptan Brodie gerçek mi? Bir hayalet gibi görünüyor ama ana karakterin çok fazla içmesi neticesinde zihninde yarattığı bir şey olabilir mi? Kahramanımızın bir akıl hastalığı olabilir mi? Bütün bu olasılıkları okurlara bırakıyorum. Eğer gerçeküstü ise bile karar vermesi size kalmış.

Peki siz onu doğaüstü bir karakter olarak düşünerek mi yarattınız?

Bunu söylemek istemem. (Gülüyor.) Kadınların fantezilerini keşfetmek istiyorum. Gerçek bir erkek her zaman istediğimiz, arzu ettiğimiz tüm özelliklere sahip olmayabilir. Sizce ideal bir sevgili, ideal bir eş nasıl olur? Gerçek bir erkek olamaz o.

Kitapta bir kadının yazmaya çalışmasına da şahitlik ediyoruz. Olaylar bir malikanede geçiyor ve bu malikane çok detaylı yer verdiğiniz bir yer. Siz yazarken böyle süreçlerden geçiyor musunuz? Bu kitabı yazarken böyle bir yerde bulundunuz mu?

Ben kitabın da geçtiği Maine’de yaşıyorum. Orada kaptanlara ait çok sayıda ev var. Aslında o bölgedeki en büyük evler de eski deniz kaptanlarının evleri. Brodie’s Watch ziyaret ettiğim çok sayıda deniz kaptanlarına ait evlere dayanıyor. Ama o yerlerin çoğu şu anda otel olarak hizmet veriyor. Tabii bunca yıl boyunca ayakta kalabilenleri…

Tess Gerritsen

Bir röportajınızda her sabah kalkıp yazmak için kendinizi zorladığınızı okumuştum ve bir yazar olarak çok ilgimi çekti. Disiplin ve yaratıcılık arasında ne gibi bir ilişki görüyorsunuz?

İkisine de ihtiyacınız var. İlham gerekli ama alışkanlığınız olması da lazım. İyi bir alışkanlığın yanında bitirmek için istekli olmalısınız. Ben bir kitabı yazıp bitirene kadar o öyküyü bir kenara bırakamıyorum.

Yazarların çalışma rutinleri de okurların epey merak ettiği bir şeydir. Sizin bir çalışma rutininiz var mı?

Kendimle ilgili söyleyebileceğim tek ayırt edici şey ilk taslağı her zaman kağıt kalemle yazmam. Bilgisayarda çok hızlı yazabiliyorum ama metni ekranda gördüğümde düzeltmek istiyorum hep. O paragrafı mükemmel hâle getirmek için tekrar tekrar uğraşıyorum. Dolayısıyla hiçbir zaman tamamlanamayacak bir romana dönüşüyor.

Peki bir romanınızı yazmanız ortalama ne kadar sürüyor?

Genellikle bir ya da iki yıl. Kitabına göre değişiyor.

Yazmaya oturmadan evvel bir araştırma sürecinden geçiyor musunuz?

Yine kitabına göre değişiyor. Bu kitap için hayalet avcılarıyla ilgili bir araştırma yaptım. Bizim ülkemizde hayalet avcıları var ve eğer evinizin hayaletlerce işgal edildiğini düşünüyorsanız arıyorsunu, gelip araştırma yapıyorlar.

Harika bir hizmetmiş!

(Gülüyor) Üstelik ücretsiz! Bana sorarsanız birçok kişi perili evlerde yaşadığını düşünüyor.

Hamilelik izninde ilk kitabınızı yazmaya otururken günün birinde birçok ülkeden okurunuz olacağını ve çoksatanlar listesinin gediklisi olacağınızı düşünmüş müydünüz?

Hiç hayal etmemiştim. Yazmaya başladım, çünkü yazmayı seviyordum. Eğer kitaplarım hiç satmasa da yazmayı devam ederdim.

Türkiye’ye daha önce de gelmiştiniz. Şimdi de Doğan Kitap’ın 20. yılı etkinlikleri kapsamında İstanbul Kitap Fuarı’nda okurlarınızla buluşacaksınız. Türkiyeli okurlarınızla nasıl bir ilişki kuruyorsunuz? Onların size ilgisi nasıl?

Türkiye’deki okurlarımı çok coşkulu buluyorum. Buradaki okur kitlesinin Amerika’dakilere göre çok daha genç olmasını da ilginç buluyorum. Türk okurlar çoğunlukla genç, meslek sahibi kadınlar. Amerika’da ise kırk yaşını aşmış kadın okurlarım çoğunlukla. Dolayısıyla karşımda genç yüzler görmek çok keyifli.

Aynı zamanda iyi bir okur olduğunuza eminim. Sizi etkileyen kitaplardan ve yazarlardan bahsetmek ister misiniz?

Türkiye’de yayınlandı mı bilmiyorum ama en sevdiğim yazarlardan biri Lisa Gardner.

Son olarak üzerinde çalışmaya başladığınız yeni bir proje var mı? Okurlarınızı heyecanladıracak birkaç tüyo vermek ister misiniz?

Yaş almış kadınların bilgeliğinden faydalanan bir kitap yazmak istiyorum. Emekli olmuş ama göreve geri çağırılan bir kadın ajan hakkında olacak. Ellilerinizdesiniz, CIA’den ayrılmışsınız, tüm öğrendikleriniz hâlâ kafanızda ve göreve geri dönmek zorunda kalıyorsunuz. Kır saçlı bir James Bond gibi düşünebilirsiniz. (Gülüyor.)

Satın almak için tıklayınız.


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın