KÖTÜLÜK… DAHA DAHA KÖTÜLÜK

Klasik Köşe

Asuman Kafaoğlu Büke

akafaoglu@yahoo.com

Geçtiğimiz günlerde Fatih’te bir ailenin toplu intihar haberi ile sarsıldık, ardından Antalya’da bir başka ailenin trajedisi, en acı detaylarıyla haber oldu. Günlerce gazete ve televizyon kanalları ailelerin yapısını, resimlerini, banka hesaplarını, dostlarını, komşularını araştırırken, bizler de nedenlerini anlamaya çalıştığımızı öne sürerek izledik bunları.

İzliyor olmamızın acı bir yanı vardı aslında, hiç hakkımız olmadan özel alanlarına girmiş oluyorduk bu ailelerin. Bilmemizi istemeyecekleri sırları dökülüyordu ortaya ama vahşi bir merakla, yeni bir haber gelip onların hikayesi eskiyene kadar medyanın ilgisi üstlerindeydi. Neredeyse sahnede Othello’nun trajedisini izler gibiydik, hem üzülüyor hem de kurgu hataları bulmaya çalışıyorduk. İnsanın aç gözlü merakını Aristoteles’in iki bin dört yüz yıl önce tanımladığı katharsis ile açıklamak yeterli gelmiyor artık. Daha derinlerde hastalıklı bir ruh hali söz konusu.

Trajedi İzlemek

Hasan Ali Toptaş’ın yeni romanı Beni Kör Kuyularda başkalarının trajedisini izleme arzusu üzerine kurulu. Roman adını Ümit Yaşar Oğuzcan’ın şiirinden almış ama şiirin asıl ünü Münir Nurettin Selçuk’un Kürdili Hicazkâr şarkısından alıyor. Oğuzcan, 1973 yılında onyedi yaşındaki oğlu Vedat’ın intiharı sonrasında yazmış bu şiiri.

            Beni kör kuyularda merdivensiz bıraktın

Denizler ortasında bak yelkensiz bıraktın

            Öylesine yıktın ki bütün inançlarımı

            Beni bensiz bıraktın; beni sensiz bıraktın.

Hasan Ali Toptaş’ın romanı, bir değil iki evlat acısı çeken bir aileyi anlatıyor. Çocuklar daha küçükken köylerinden Ankara’ya göç eden ve burada yaptığı gecekonduda oturan Muzaffer ile Bahriye’nin oğulları Hüseyin, bilinmeyen nedenlerden dolayı kayıptır. Annesiyle babası dört yıldır ölüp ölmediğini bilmedikleri oğullarının yolunu beklerler; gördükleri her genç erkekte onun izini ararlar. Her an kapıdan içeri gireceğini düşünerek avunurlar, gece rüyalarında özlemlerini giderirler.

Fotoğraf: Mukesh Jain

Hüseyin’den beş yaş küçük kızları Güldiyar’ın varlığı, acılarını azaltan tek şeydir. Fakat bir gün babasının işyerine sefertasında öğle yemeğini götürürken Güldiyar’ın başına bir şey gelir. Ne olduğunu söylemez: birisi saldırdı mı, onu korkuttu mu yoksa tecavüze mi uğradı, bilinmez çünkü bir daha hiç konuşmaz Güldiyar. Acısı o denli büyüktür ki artık hep ağlar ama sıradan bir ağlama değildir, taşlar dökülür gözlerinden.

Çaresizlik

Bahriye ve Muzaffer kızlarına nasıl yardım edeceklerini bilemezler. Çaresizlik duygusu onları savunmasız bıraktığı gibi, etraflarında dönen kötülüklere karşı da güçsüz kılar. Aç gözlü bir dolu insan, zavallılıklarını kullanmaya başlar ve zamanla sistematik bir sömürüye çevirirler. Kötüler hep daha kötüye olanak sağlayarak.

Aslında kötülük tek boyutlu ve bilinçli değildir Toptaş’ın romanında. Muzaffer de, istemeden de olsa, bir bakıma suçludur. Sefertasını evde bırakmış olması, kızının saldırısına neden olmuştur. Eski dostu Dursun da iyilik edeceğini düşünerek yardıma çağırdığı kişinin bunca kötülüğe neden olacağını bilemez. Bunlar istemsizce, farkında olmadan yapılan şeyler ama kaderlerini değiştirme gücünden yoksun insanların elinde neredeyse bir silaha dönüşüyorlar: Kendine sıkılan kurşun gibi.

Göç

Bir yandan da bütün kötülükler büyük şehre göç ile başlamış olabilir düşüncesini getiriyor. Ne buraya birlikte göçtükleri dostlarla ilişki kalmış ne de köyde geride kalanlarla bağlantı. Bunu en iyi buraya göçtüklerinde gecekonduları için yer ararken, “(h)er taraf taş üstelik. "Şuna bak, taş tarlası gibi. Olur mu dersin, sence de münasip mi?” sorusunda görüyoruz. Taşlar, romanın en önemli simgelerinden biri oluyor hem şehrin topraktan yoksun dokusu olarak hem de Güldiyar’ın gözyaşlarında.

Beni Kör Kuyularda kişileri hep kendilerini kurtaracak bir kahraman bekliyorlar, aslında kendileri bu durumdan kurtaracak güce sahipler ama bunu talep edecek ruh halinden yoksun oldukları için durumları düzeltemiyorlar. Hasan Ali Toptaş, her romanını merakla beklediğim yazarlardan biri. Büyülü ama bir o kadar da gerçek bir dünyanın hikayelerini anlatıyor okura. Bu romanında da satır aralarına gizlediği incelikler suçlunun kim olduğunu bize romanın başında söylüyor. Tam bir Antik Çağ destanı gibi ilk sayfalarda Bahriye kızını uyarıyor kötülüklere karşı: “Git ama dikkatli ol, tamam mı? Televizyon haberlerinde görüyorsun, her gün oğlan çocukları, kız çocukları kayboluyor. Sonra da tecavüze uğrayan bu körpecik çocukların parçalanmış cesetleri bulunuyor sağda solda. Ayrıca, biliyorsun, insanları gözleri önünde her Allah’ın günü kadınlar öldürülüyor. Bu yüzden diyorum dikkatli ol diye.” Kötü haberler eve önce kuşlarla ulaşıyor, sonra kaçınılmaz şekilde kör kuyularda bırakıyor kahramanları.

Satın almak için tıklayınız.


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın