MİMESİS VE BATI KANONU: TARİH BOYUNCA YAZILANLAR ÜZERİNE YAZILANLAR

Dünyanın Yazısı

Mert Tanaydın

mert.tanaydin@gmail.com

Edebiyat insanoğlunun en eski faaliyetlerinden olmasa bile hayli köklü bir faaliyet. Başlangıçta konuşarak ya da söylev çekerek yapılıyordu, sonra müzikli formları geldi, zamanla da anlatmaya, hikâye uydurmaya başladı insanlar. Bir noktada alfabeleri geliştirenler yazmaya başladı, konuşan, anlatan kişinin doğrudan karşısında olmasına gerek kalmadı dinleyicinin. Metinler alfabenin ve dilin kurallarıyla çeşitli yüzeylere işlenmeye başladı, o kuralları kullanarak yeniden seslendirdi okuyucular ilk işlenenleri, arada kurallarda farklılıklar olunca sesler değişti, anlamlar değişti, metinler değişti. Somut muhataplara yönelik metinlerden başka yerdeki ve başka zamandaki okurlara yönelik metinlere geçti yazılanlar, bazen muktedirlerin bazen de kutsallıkları oluşturanların kâtipleri ya da ruhbanı tarafından üretilip saklandı edebiyat diye adlandırdığımız tüm metinler, söylevler, vaazlar, anlaşmalar; belki şahıslara kopyaları düştü ya da sunuldu. Teknik imkânlar değiştikçe yazı yayıldı, dolaylı metinler sadece anlatabilen elçilerin, rahiplerin, seyyahların ya da ozanların hareketiyle değil de üzerine işlenmiş metinlerin, papirüslerin, tabletlerin, tomarların, kumaşların başka yerlere götürülmesiyle dünyadaki insanlar peyderpey yazının hâkimiyetine girdi, kutsal metinlerle ya da muktedir fermanlarıyla hayatlarını bile kaybettiler farkına varamadan.

Edebiyatın bu gaz bulutu halini çok daha uzun uzadıya anlatmaktan ne kadar hoşlansam da bir noktada sadede gelmeliyim: Nihayetinde insanlar kullandıkları dilde kutsal anlatılar ve metinler oluşturdular, bugün mitoloji ve din olarak adlandırdığımız sistemlerde başladı edebiyat ve oradan her seferinde küçüklü büyüklü değişikliklerle kökendeki mitolojik ve dini somutluklardan büyük oranda azade olarak, bizim şu anda her yerde elimize aldığımız romanlara, şiirlere, denemelere, incelemelere, tiyatro metinlerine ulaşıldı. Edebiyatın bu dönüşümünü örnekleyen, yapıtlardaki gerçeklik temsilleri konusunu odağına alarak inceleyen, yalnız başlangıç seviyesindeki okurlar için değil de daha çok işin uzmanlarına yönelik olduğunu söyleyebileceğimiz yapıtlardan biri, Erich Auerbach'ın Mimesis’i dilimize Herdem Belen ve Hüseyin Ertürk'ün çevirisiyle ve İthaki Yayınevi'nin kurgudışı editörlerinin çabalarıyla kazandırıldı. Böylece benim gaz bulutu olarak kabaca geçtiğim kısımdan sonrasını, Homeros'un Odysseia’sından bir bölümle kutsal kitaplar geleneğinin Batı açısından başlangıcı olan Tevrat’ın bazı kısımlarını Auerbach'ın karşılaştırdığı ilk bölümden itibaren Woolf, Proust, Joyce’tan oluşan modernlere gelene kadar okumak, incelemek mümkün oldu. Belirttiğim gibi başlangıç seviyesinde bu evrimi takip etmek isteyenler bu yapıtı ele aldığında çok zorlanabilirler, zira Auerbach aslında Almanca yazan bir klasik uzmanı olduğundan, Yunanca, İbranice, Latinceden başlayarak Batı Avrupa dillerini (Provençalden İtalyancaya, Fransızcadan Almancaya, İngilizceden Joyce'un Finnegans Wake'ine (çeviriden çok özgün metindeki çok dillilik önemli burada bizim açımızdan, o nedenle Türkçe çevirilerinden herhangi birinin adını bilerek vermedim) kullanan seçilmiş yazarlardan ve ozanlardan seçilen metinlerin orijinal hallerinin örnek alınması, yazılış ve dilbilgisi kurallarının farklı zamanlardaki hallerini birbirleriyle karşılaştırarak yorumlanması, tüm bunları yaparken de her ne kadar çok başarılı bir çeviriyle karşılanmış rahat bir dil kullansa da tüm örneklemleri özgün dilleriyle ve üsluplarıyla zikrettiği için üstünkörü bir okumayla değil de ya bir uzman ya da akademik bir disiplinin zekâsıyla kimi zaman bulmaca çözümü ya da ders çalışması gibi ele alarak okumak gerekiyor. Kitabın mitosuna katkıda bulunan bir özelliği de zikretmeli: Auerbach, Mitteleuropa'nın 1930'lardaki meşum kaosunda Almanya'dan kaçıp önce Türkiye'ye gelmiş ve İstanbul Üniversitesi'nde görev yapan Alman uzmanlardan olmuş, bu yapıtın ön çalışmalarını da kimi özgün metinlere tekrar ulaşma imkânı bulamadan Türkiye'de gerçekleştirmiş, sonradan Amerika'ya göçtüğünde bifiil II. Dünya Savaşı boyunca 40'larda yazmış.

Tarih boyunca farklı diller, kültürler, alfabeler, sosyopolitik yapıları oluşturup bozarak geçen insanların ortaya koyduğu tüm bu yapıtları edebiyat olarak kabul ediyoruz ama bugün bizim gibi okurların bizzat hedeflediği romanlar, öyküler gibi kurgu yapıtların soyağacını çok daha rahat katedebilmek için, geçtiğimiz ay vefatını öğrendiğimiz usta eleştirmen Harold Bloom'un Çiğdem Pala Mull'un çevirisini yaptığı ve yine İthaki'den yayımlanmış Batı Kanonu'nu tavsiye ederim. Böylece hem bugünün romanına gelene kadar anlatı türünün nerelerden geçtiğine göz atmak hem de tam teşekküllü bir eleştirmenin yapıtları nasıl ele aldığına dair müthiş bir örnek görmek mümkün olabilir.

Batı Kanonu'nun yazarı Harold Bloom.

Hem Mimesis hem de Batı Kanonu kurgusal yapıtlar üzerine odaklanıyor ama kurgudışı olarak tasnif ediliyor. Kurgudışı (nonfiction) yayıncılığın getirdiği çok geniş bir kategori. İncelemeler, tarih kitapları, monografiler, siyasi ve dini vaazler gibi pek çok farklı nesir metinden oluşan yapıtlar bu kategoriye alınıyor. Kategorinin genişliğine örnek verebilmek için, kimi zaman göz attığımız bir internet sitesi olan Literary Hub’dan (lithub.com) bir listeyi kullanmak istiyorum: Son on yılın en iyi yirmi kurgudışı kitaplarını listelemişler, bu kitapların bazıları dilimize de aktarıldı. Bu sitenin ABD odaklı olduğunu, ayrıca denemeler ve eleştirilerden oluşan bir başka listenin de bulunduğunu hatırlatmalıyım.

Michelle Alexander'ın ABD'deki siyahlara uygulanan ayrımcılıkla ilgili yazdığı The New Jim Crow; bizde Zeynep Arık Tozar çevirisiyle Domingo'dan yayımlanan kanserin tarihi üzerine muazzam bir kitap olan Siddharta Mukherjee'den Tüm Hastalıkların Şahı; laboratuvarda doku hücrelerinin alınarak yeniden üretildiği ilk kişi olan siyahi kadının hayatının anlatıldığı Rebecca Skloot’tan The Important Life of Henrietta Lacks; bizde sadece Olvido'dan Zeynep Enez çevirisiyle Tiranlık Üzerine çalışması çıkan Timothy Snyder’ın II. Dünya Savaşı üzerine kitabı Bloodlands; 20. yüzyılda ABD'deki göçün (1920'lerden 1970'lere milyonlarca siyahinin ırkçılığın hüküm sürdüğü güneyden kuzeye göçünü de içeren) içte olan halini ele alan Isabel Wilkerson'dan The Warmth of Other Suns; ABD başkanlarından birine dair biyografik incelemesiyle Robert A. Caro'dan The Passage of Power: The Years of Lyndon Johnson; Tom Reiss'in Fransız yazar aile Dumaslarla ilgili ilginç incelemesi The Black Count: Glory, Revolution, Betrayal, and the Real Count of Monte Cristo; bizde Okuyan Us'tan Nalan Tümay çevirisiyle yayımlanmış olan ve son yılların en önemli konularından biri olan insanoğlunun gezegeni ve kendini imhasına yönelik uyarı kitaplardan biri olarak önem taşıyan Elizabeth Kolbert'ten Altıncı Yok Oluş; Monokl'dan Pınar Umman çevirisiyle yayımlanan son dönemin en başarılı siyahi yazarlarından Ta-Nehisi Coates'in bir babadan oğula yazılmış bir mektup olarak tasarladığı Dünyayla Benim Aramda; Ayrıntı'dan Emrullah Ataseven çevirisiyle yayımlanan bilim insanı Alexander von Humboldt'la ilgili bol ödüllü bir çalışma olan Andrea Wulf'tan Doğanın Keşfi; ABD'nin kuruluş yıllarında Salem'deki cadı avlarını ele alan Stacy Schiff'ten The Witches; bizde de hatırı sayılır ilgi çeken Nobel ödüllü Svetlana Aleksiyeviç'in Kafka Kitap'tan Sabri Gürses çevirisiyle yayımlanan İkinci El Zaman'ı; Jane Myer'ın Amerikan yeni sağını destekleyen milyonerlerin karanlık tarihinin anlattığı Dark Money adlı çalışması; David France'ın insanoğlunun AIDS'le mücadelesindeki çabasını uzun uzadıya anlattığı çalışması How to Survive a Plague; sadece Amerika'nın değil aslında tüm dünyanın tarihindeki en karanlık uygulamalardan biri olan kölelikle ilgili Karayipler özelinde önemli bir çalışma olan Andrés Résendez'ten The Other Slavery; Rebecca Traister'in ABD'deki bekâr kadınların çoğalışı ve yükselişiyle ilgili çalışması All the Single Ladies; Caroline Fraiser'ın yazdığı bizim televizyonlarımızda yayımlandığında da büyük ilgi gören Küçük Ev dizisinin (Little House on the Prairie) yazarı Laura Ingalls Wilder'ın hayat öyküsü Pulitzer Ödüllü Prairie Fires; David W. Blight'ın yazdığı, köle olarak doğup ABD'nin en önemli entelektüellerinden ve aktivistlerinden biri olan Frederick Douglass'ın hayat öyküsü Prophet of Freedom; Robert Macfarlane'in üzerine bastığımız toprağın altında insan eliyle ya da doğal olarak oluşturulmuş ve ölülerimizi gömdüğümüz mekânların incelemesi Underland.


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın