YARATICI İNSANLAR NASIL ÇALIŞIR?

Yaratıcılığın göklerden inen bir lütuf mu olduğu yoksa uzun süren bir çalışma ve alın teri neticesinde mi ortaya çıktığı, sanat üzerine yapılan vazgeçilmez tartışmalardan biridir. Her iki fikrin de güçlü savunucuları olmakla birlikte yaratıcı insanların çalışmak konusunda kendi rutinlerini benimsedikleri de bir gerçek. Peki yaratıcı insanlar nasıl çalışır? İşte ressamlardan yazarlara, müzisyenlerden biliminsanlarına, ikonik isimlerin günlük rutinleri:

Leo Tolstoy

"Yazdığım şey iyi olmasa da rutinimin bozulmaması için her gün hiç aksatmadan yazmam gerekir," diyen Tolstoy bu cümlesinden de anlaşılacağı üzere sistemine oldukça bağlı bir yazardı. Ailesi her sabah dokuzda kahvaltı masasına oturan Tolstoy, karmakarışık sakalı ve üzerinde sabahlığıyla son derece huysuz bir şekilde odasından çıkardı. Banyosunu yapana dek oldukça huysuz olur, banyodan sonra o da kahvaltı etmek için üst kata çıkar ve genellikle iki haşlanmış yumurta yerdi. Kahvaltıdan sonra bir bardak çayla beraber çalışma odasına çekilir ve akşam yemeğine dek ortalarda görünmezdi. Tolstoy kendini dış dünyadan soyutlayarak çalışırdı, rahatsız edilmeyeceğinden emin olmak için bitişik odalara açılan tüm kapıları da tek tek kilitlerdi.

Sigmund Freud

"Çalışmadan geçen hayatın gerçekten rahat olabileceğini düşünemiyorum," diye yazmıştı Freud bir arkadaşı için kaleme aldığı 1910 tarihli mektubunda. Psikanalizin kurucusunun hayattaki en büyük şanslarından biri de onun için giysilerini hazırlayan, mendillerini seçen hatta diş fırçasının üstüne macun sıkan karısı Martha'ydı. Freud onun sayesinde kendini tümüyle kariyerine adayabiliyordu. Her sabah yedide uyanır, kahvaltısını ettikten sonra berbere uğrayıp sakalını düzelttirir, ardından sekizden öğlene dek danışanlarını kabul ederdi. Günün ana öğününü ise her öğlen tam birde yerdi. Yemeğine fazlasıyla konsantre olan Freud'un bu sessiz hâli zaman zaman ona eşlik eden konukları da huzursuz ederdi. Yemekten sonra yürüyüşe çıkardı fakat bu yürüyüşler keyif maksadı taşımazdı, aksine, oldukça hızlı yürüyordu. Yürürken yol üstündeki işlerini de halleder, üçte tekrar görüşmelerine başlar ve bu görüşmeler akşam dokuza dek sürerdi. Ardından ailesiyle akşam yemeği yer, onlarla biraz vakit geçirir ve daha sonra çalışma odasına çekilip geç saatlere kadar okur ve yazardı.

Haruki Murakami

Japon yazar Haruki Murakami de ilginç rutiniyle dikkat çeken isimlerden. Roman yazdığı dönemde sabah dörtte kalkıp kesintisiz beş-altı saat kadar çalışan Murakami, öğleden sonralarını ise genellikle koşmaya ve yüzmeye ayırıyor. Kendisi aynı zamanda bir maraton koşucusu! Günlük işlerini hallettikten sonra kalan vaktini okumaya ve müzik dinlemeye adayan Murakami, aynı zamanda bir caz tutkunu. Murakami'nin yatma saati ise dokuz. İlk bakışta erken bir saat gibi gözükebilir ama yazarın sabahları dörtte kalktığını da unutmamak gerek. Murakami bu rutine bağlılığını The Paris Review'a verdiği 2004 tarihli söyleşide şu sözlerle açıklıyor: "Tekrar etmek başlı başına önemli bir şeydir; bir tür hipnotizmadır. Daha derin bir hâletiruhiyeye geçebilmek için kendimi hipnotize ediyorum."

Ludvig van Beethoven

Dahi müzisyen Beethoven için gün, sabahın ilk ışıklarıyla başlardı ve vakit kaybetmeden işinin başına oturmayı severdi. Kahvaltısı, büyük bir özenle bizzat hazırladığı kahveden ibaretti. Her bir fincan için altmış kahve çekirdeği kullanılmasının ideal olduğuna karar vermişti ve doğru dozu yakalamak için kahve çekirdeklerini tek tek sayardı. Kahvenin ardından masasına oturup öğleden sonra ikiye, üçe kadar çalışır, ara sıra da yaratıcılığını artıran küçük yürüyüş molaları verirdi. Öğle yemeğinin ardından bu kez akşamüstünü büyük oranda kapsayan uzun, tempolu bir yürüyüş gelirdi. Bu yürüyüşler sırasında ansızın gelecek bir ilham dalgasını karşılamak için cebinde bir kalem ve nota kağıdı bulundurmayı da unutmazdı. Akşamları ise genellikle arkadaşlarıyla ya da tiyatroda geçirir, kış aylarında ise evde kalıp kitap okumayı tercih ederdi. Beethoven'ın temizlik alışkanlıkları da hayli ilginçti. Yıkanmayı fazlaca seven üstat, ellerine büyük ibriklerden su dökülürken bağıra çağıra notalar seslendirirdi. Ardından odanın içinde dört dönüp bir şeyler karalar ve tekrar yüksek sesle şarkılar söylemeye başlardı. Dört bir yana sıçrattığı suların döşemeler arasından alt kata sızması ise Beethoven'ı pek sevilmeyen bir komşu yapmaya yetiyordu!

Jane Austen

Jane Austen'ın hiçbir zaman kendine ait bir odası olmadı; asla yalnız yaşamamış yazarın günlük hayatta da yalnız kalmak gibi bir beklentisi yoktu. Evini annesi, kız kardeşi, hizmetkarlar ve konuklarla paylaşıyor, romanlarını sıradan rahatsız edilmelerin her türlüsüne maruz kalarak oturma odasında yazıyordu. Yaptığı işin başkalarının dikkatini çekmemesi konusunda da hayli özenliydi; notlarını, rahatça kenara kaydırabileceği ya da üzerini bir peçete ile örtüp saklayabileceği küçük kağıt parçalarına yazıyordu. Ayrıca ön kapıyla çalıştığı oda arasında, açıldığında gıcırdayan çift kanatlı bir kapı vardı. Austen bu kapının tamir edilmesine engel olmuştu, çünkü bu kapı sayesinde birinin geldiğini anlıyordu. Yazar genelde ev ahalisinden önce uyanıp biraz piyano çalar, sonra dokuza doğru kahvaltıyı hazırlardı. Annesiyle kız kardeşleri dikiş dikmeye başlayınca kendisi de köşesine çekilir ve yazmaya koyulurdu. Akşamüzeri dört civarında akşam yemeği yenir, yemeğin ardından sohbet edilir ve çay içilirdi. Bu esnada kâh başka bir romandan kâh Austen'ın yazdıklarından bölümler de yüksek sesle okunurdu. Austen'ın talihi, üzerinden birtakım yükleri alan bir kız kardeşi olmasıydı. Kardeşi Cassandra evi çekip çevirme yükünü büyük oranda sırtlanmıştı. Bu durum yazarı epey rahatlatıyordu. Öyle ki bir seferinde "Koyun etleri ve ışgın yığınlarıyla dolu bir kafayla yazmak imkânsız olurdu," notunu düşmüştü!

Kaynak: Günlük Ritüeller, Kolektif Kitap,

Satın almak için tıklayınız.


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın