HAYAT BİRAZ DAHA YAVAŞ, BOL HAYALLİ VE OYUNLU OLABİLİR Mİ?

Erdi İnci

Kuşaklararası ilişkiler neden her zaman bir kuşak atlayarak ilerler? Yani ebeveynlerimizdense neden ebeveynlerimizin ebeveynleri bizi daha iyi anlar, özellikle çocukluk anılarımızda çoğunlukla onlar yer alır? Ebeveynlerimiz bizim için mi ortada yoklardır, eğer öyleyse neden? Yoksa "Cats In The Cradle" şarkısını içimizden bir daha ve bir daha söylememizin sebebi hep bu mudur? Olamayan ebeveynler ve boşluğu dolduran anneanneler, babaanneler, dedeler...

Dedem Bir Japon Balığı ebeveyn yükünü dolaylı yoldan sunuyor bizlere; çocukları ya da ebeveynlerine daha iyi bir hayat sunmak için çabalayan ebeveynler... Bu çabaların sonucunda önemli anları hep kaçıran, kaçırmak zorunda kalan ebeveynler... Alzheimer hastası baba, lise çağı yaklaşan çocuk derken daha çok çalışmalı, daha çok ortadan kaybolmalıdır ebeveynler. Çocuğa güzel bir gelecek sunmalılardırlar, ebeveynlerine de huzurlu bir hayat. Bu sebeple onlar hikâyede yoktur, ama hikâyeyi de onlar kurgularlar.

Ama baş karakterimiz Mete için gündem şu an bu değildir, kediler beşikte bekleyebilir. Çünkü o 10 yaşının getirdiği yüklerle uğraşır. 10 yaşından 11 yaşına doğru geçirdiği her bir dakikayı tek tek sayan Mete, evinde, okulunda, odasında, toplum içinde, büyükleriyle beraber iken yaşadığı, geçirdiği her bir dakika kadar sorumlulukla boğuşur. Ödevini yapmalıdır Mete, odasını toplamalıdır Mete, sabah vaktinde kalkıp hızlıca okula hazırlanmalıdır Mete, okul servisini bekletmemelidir Mete(Aaarrrgghhh!!!), dedesini tanımalı, onu anlamalı ve onunla geçireceği her ânı hatırlamalıdır Mete, zira ileride bu anıları sadece kendisi yoklayacaktır. Yoklamalıdır. Çünkü Einstein'den bile daha önemli olan dedesini bu şekilde yaşatacaktır belki.

Alzheimer hastası bir dedeniz varsa ne yaparsınız? Alzheimer nedir? Gripten farkı nedir? Bulaşır mı? Bulaşırsa okula gidilemeyebilinir mi? Okula gidilmeyecekse niye bu kadar kötü bir hastalık olarak görülür o zaman Alzheimer? Elbette okul önemlidir, ama 10 yaşından 11 yaşına doğru giderken Mete'nin hayatında daha önemli işleri vardır.

Nedir bu koşturmanın sebebi? Her sabah aynı saatte, bir saniye bile beklemeden yataktan kalkan bir çocuk olmak zorunda mıdır Mete? Sahi, biz niye bu kadar hızlı ve sonuca odaklı hareket eden çocuklar olduk? İleride kendi çocuklarımız da bizim gibi hızlı ve dakik olsunlar diye mi? En doğrusu ve elzemi bu mudur hayatta?

Bu kadar karamsarlığa gerek yoktur ama. Mete, süper kahramanımız, Alzheimer'a elindeki kısıtlı silahlarla savaş açan Mete, kalıplara sığmayan ve kimi zaman dişlerinizi sıktıran Mete dedesinin en büyük destekçisi olmuştur. Teori ile pratik arasında bocalayan insanlara "Bu iş böyle çözülür, 'çocuk aklı'yla," diyerek dedesinin kimi zaman gündelik hayat klavuzu, kimi zaman hatıraları, kısacası bir tür yaşam koçu olmuştur. İyi ki vardır.

Ama işte o zaman yine başa döneriz: Kuşaklararası ilişkiler neden her zaman bir kuşak atlayarak ilerler?

Işıl Şahin ve İnci Özdemir'in ortaklaşa yazdıkları Dedem Bir Japon Balığı biz yetişkin okurları kendi çocukluklarına götüren harika bir çocuk kitabı. Neşeyle hatırladığımız, eğlenceli anılarla, gıcık okul arkadaşlarımız ve güzel mahallemizle dolu çocukluğumuza götüren... Dedemizin elinden tutup çarşıya, bakkala ya da bahçeye çıktığımız çocukluğumuza... Bu sebeple, bu kitabı Mete'nin akranlarına ulaştırmadan önce biz yetişkinler de bakmalıyız diye düşünüyorum, hatırlamak için. Pelin Turgut da kafamızdaki bere, altımızdaki kısa pantolon ve ebeveynlerimiz olmasa hiçbir zaman bir çift giyemeyeceğimiz, biri başka öbürü başka renk çoraplarımızla bizi kitabın içine yerleştiriyor. Kitabın atmosferiyle bir, o sıcak ve romantik renkler ve muzır karakterlerle... İyi ki varsınız!

Satın almak için tıklayınız.


Kitap365.com, web sitemizde en iyi deneyimi yaşamanızı sağlamak için çerezleri kullanır. Daha fazla bilgi için tıklayın